AKKOR'UN YENİ YAZ EKLEMELERİ İLE TANIŞ.

KÜLTÜREL BİR SABOTAJ, ELEKTRONİK BİR HİSTERİ: CHARLI XCX – MUSIC, FASHION, FILM

0034

Haber Hikaye


Popta kendi kurallarını yazan Charli xcx, yeni albümüyle popüler kültürü baştan aşağı ele geçiriyor. Kulüp ışıklarının altındaki o ham ve kaotik enerjiyi stüdyoya hapsediyor. Agresif synth’ler, kirli gitarlar ve kulağı hafiften patlatan baslarla nefis bir seçki bu. Cilalı stüdyo kayıtlarının aksine, gece hayatının tam kalbinden sesleniyor. “Card Declined”daki tonlar ve melodiler, albümün kalbindeki dengeli yeteneği tek başına anlatıyor.

Yazı: Nazlı Sönmez

KÜLTÜREL BİR SABOTAJ, ELEKTRONİK BİR HİSTERİ: CHARLI XCX – MUSIC, FASHION, FILM

KAPAKTAKİ SEKTÖR DEVLERİ ŞOKU


Kapakta Charli’yi aramayın. Fırtına koparan projenin kapağında kültür tarihini yönlendiren üç dev buluşuyor: müzikten Velvet Underground efsanesi John Cale, modadan Marc Jacobs, sinemadan yaşayan efsane Martin ScorseseAidan Zamiri‘nin New York’ta “rastgele bir mutfakta” çektiği siyah-beyaz kare, pop dünyasının yüzeyselliğine ve Charli’nin kendi şöhretine attığı zarif bir kancaya dönüşüyor. Charli, “Bu kurgusal kültürel zirveye tavandaki bir sinek gibi bakmak istedim.” diyor: kendini kapağa koymak yerine bu devasa ego oyununu uzaktan izliyor.

AIDAN ZAMIRI & SAHTE BELGESEL “THE MOMENT”

Kapak fotoğrafını çeken Aidan Zamiri ile Charli’nin iş birliği kapak karesiyle bitmiyor. Albümün arkasında A24 imzalı sahte bir belgesel var: “The Moment”. Brat’le gelen devasa küresel fırtına, şöhretin absürt baskıları ve endüstrinin ticari dayatmaları filmin ana ekseni. Film, Charli’nin kendi efsanesini tiye aldığı akıl dolu bir pop-kültür taşlaması.

DİNLEMEYE DOYULMAYAN BİR MÜZİKAL KİMLİK

30 dakika 5 saniyelik bu albüm, alışıldık cilalı pop ritimlerine verilen sert bir yanıt. “Rock Music” ve “SS26” gibi teklilerde distorsiyonlu gitarlar, kirli synth’ler ve slacker-rock/grunge izleri duyuluyor. A. G. Cook ve Finn Keane yapımcılığındaki albümde, yönetmen David Cronenberg’le bir iş birliği de var: “No One Lasts Forever”.

DİJİTAL SIZINTI VE DEFİNE AVI: GİZLİ INSTAGRAM HESABI

Charli xcx, ana akım medyanın dışına çıkıp sadık kitlesini gizli Instagram hesapları üzerinden besliyor. @b.sides ve özel onaylı hesaplardan, albüme girmeyen B-side parçalar (“I Keep On Thinking Bout You Every Single Day and Night”, “Playboy Bunny”) sızıyor. Şifreli post’lar, habersiz gelen gizli kulüp davetleri ve sınırlı sayıdaki gizli plak satış bağlantıları, takipçiler için dijital bir define avına dönüşmüş durumda.

SOL ÜSTTE YAZAN “SOLD OUT” HER ŞEYİ ANLATIYOR

Charli’nin resmi mağazası, tamamen fiziksel arşive odaklanan bir koleksiyon sunuyor. Sitede tekstil yerine, kapağa sadık kalan özel baskı plaklar, kasetler ve CD’ler var. Mağazaya özel “Baby Blue” plaklar, kumaş kordonla bağlanan klasörlerde geliyor. Dev posterler ve albümün görsel evrenini tamamlayan kartpostallar pakete eşlik ediyor. CD edisyonunun kalbinde akordeon kıvrımlı bir kitapçık var: Zikzak açılan şerit, bir yüzünde tüm şarkı sözlerini, diğer yüzünde kapak estetiğini sürdüren özel çekimleri taşıyor. Mağazanın yıldızı B-Sides Box Set: Bir karesine Charli’nin de girdiği üç devli mutfak fotoğrafının farklı versiyonları, şarkı sözleri ve kitapçıklar bir arada.

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz

BİR BAŞKA TURUNCU HÂLİ: FRANK OCEAN, CHANNEL ORANGE

0033

Hikaye


channel ORANGE, 10 Temmuz 2012’de yayımlandı. Frank Ocean’ın ilk stüdyo albümü, R&B’nin kurallarını yeniden yazarken kimliğini tek bir renge emanet etti: turuncu. Kapakta yüz yoktu, sahne yoktu. Hikâye anlatan bir fotoğraf yoktu. Uçtan uca turuncuya boyanmış bir yüzey ve üzerinde albümün adı. Bu kadar az şeyle bu kadar çok şey anlatan az kapak vardır (O zamanlar Brat yoktu). Çünkü o turuncu, bir tasarım tercihinden önce bir hafızaydı: Ocean’ın ilk kez âşık olduğu yazın rengiydi.

KANAL DEĞİŞTİREN BİR ZİHİN


Albüm, adındaki “channel” kelimesini birebir yaşadı. Açılışta bir PlayStation sesi duyuldu. Dinleyici, bir gencin odasına, ekranın karşısına oturdu. Oradan sonrası, kanal değiştiren bir televizyon gibiydi. “Sweet Life” ve “Super Rich Kids”, Ladera Heights’ın havuzlu villalarında sıkışan zengin çocukları anlattı. “Crack Rock”, ailesini bağımlılığa kaybeden bir adamı. “Pyramids” ise on dakikada binlerce yıl kat etti; Kleopatra’nın sarayından bir motel odasına indi. Ocean bu hikâyeleri çoğunlukla üçüncü tekil şahıstan kurdu. Kendi duygularını kurgunun arkasına sakladı. Albümün çok anlatılı bir filme benzetilmesi bundandı. Paralel hayatlar, aynı frekansta buluştu.

TURUNCUNUN KAYNAĞI: SİNESTEZİ

Albümün ardından Ocean, sinestezinin bir türü olan kromestezi ile yaşadığını açıkladı. Bu durumda sesler, zihinde renklerle beliriyor. Ocean için ilk aşkın yaşandığı yazın sesi turuncuydu. Albüm adı da doğrudan bu deneyime işaret etti. Kapaktaki renk böylece dekor olmaktan çıktı. Otobiyografik bir belgeye dönüştü. Rengin geçmişi bir albüm öncesine uzanıyordu. 2011 tarihli nostalgia,ULTRA kapağında, ormanın yeşili içinde turuncu bir BMW E30 parlıyordu. Turuncu, Ocean’ın görsel imzası olmaya da o gün başladı.

BİR EKRAN OLARAK KAPAK

Kapağın gücü, boşluğunda saklıydı. Turuncu yüzey, sinyal bekleyen bir ekran gibi okundu. Küçük harfli “channel” ile büyük harfli “ORANGE” arasında tipografik bir gerilim vardı. Bu gerilim, albümün fısıltıyla çığlık arasında gezinen tonunu özetledi. Portresiz kapak, hikâyelerini başkalarına dağıtan bir anlatıcı için en dürüst tercihti. Dinleyen herkes o ekrana kendi yazını yansıttı.

KAPAKTAN ÖNCE GELEN MEKTUP

Albümün görsel tarihine kapakla eş ağırlıkta bir imge önce düştü. Albüm yayımlanmadan günler önce Ocean, Tumblr’da bir TextEdit ekran görüntüsü paylaştı. Beyaz zemin, siyah harfler. On dokuz yaşında bir erkeğe duyduğu karşılıksız aşkı anlatan bir metin. Mektup, aslında albüm kitapçığı için yazılmıştı. Ekran görüntüsü hâliyle dolaşıma girdi ve dönemin en ikonik görsel belgelerinden biri oldu. Hiper-maskülen kodların yönettiği bir türün ortasında, bu sade beyaz sayfa bir kırılma yarattı. Süssüz bir ekran, sözün kendisini görünür kıldı.

TURUNCUDAN SONRA: BEYAZ VE YEŞİL

Renk, Ocean için tek seferlik bir araç olmadı. Bir dile dönüştü. 2016’daki Blonde, adından kapağına beyazın ve solgunluğun etrafında döndü. “Ivy”, “Pink + White”, “White Ferrari” gibi parçalar, paleti şarkı adlarına taşıdı. Takı markası Homer’da ise yeşil öne çıktı. Ocean bu tercihini çiçek sapı üzerinden anlattı. Yeşil ona göre nötr bir zemindi; sapın ucundan hangi renk açarsa açsın, yeşille uyum içindeydi. Kendi deyimiyle uydurduğu ama inandığı bir teori. Turuncu bir yazla başlayan renk günlüğü, beyaz bir kışa ve yeşil bir bahçeye genişledi.

FREKANSI HALA AÇIK

Bugün channel ORANGE, kuşkusuz modern popun dönüm noktalarından biri. Lorde’dan Kevin Abstract’e uzanan bir kuşağın haritasını çizdiği aşikâr. Albümün kapağı ise renk ile müzik arasındaki en kısa devrenin kanıtı. Frank Ocean, bir yaz aşkının rengini milyonların ortak hafızasına dönüştürdü. 2012 yazından itibaren turuncu bir dalga boyu olmaktan çıktı. Bir isme, bir yaza ve bir ilk aşka ait. Tam mevsimindeyiz.

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz

DALGANIN KARŞISINDAKİ ADAM: THOM YORKE, THE ERASER

0032

Hikaye


The Eraser, 10 Temmuz 2006’da XL Recordings etiketiyle yayımlandı. Thom Yorke’un ilk solo albümü, Radiohead’in sessizliğe çekildiği bir dönemde, dizüstü bilgisayarda kurulan elektronik bir dünyadan doğdu. Kapağında ise şarkılardaki kaygının birebir görsel karşılığı vardı: Sulara gömülen bir Londra ve dalganın karşısında tek başına duran bir adam. Yirmi yıl sonra bu siyah-beyaz kıyamet sahnesi, hem bir albüm kapağı hem de kehanet gibi okunmaya devam ediyor.

LAPTOPTAN ÇIKAN KAYGI


Thom Yorke, albümün parçalarını 2004-2005 arasında, Radiohead kayıtlarının aralarında biriktirdi. Nigel Godrich’in yönlendirmesiyle bu elektronik eskizler şarkılara dönüştü. Sonuç, Warp Records estetiğine yaslanan, kırık ritimler üzerine kurulu, yoğun bir kayıt oldu. Şarkıların altında politik bir damar akıyordu: “Harrowdown Hill”, silah uzmanı David Kelly’nin cansız bulunduğu tepenin adını taşıyordu; “Atoms for Peace” başlığını Eisenhower’ın 1953 tarihli konuşmasından aldı. “And It Rained All Night” ve “Cymbal Rush” ise durmadan yağan yağmurları ve yükselen suları anlattı. Albümün görsel evreni de tam bu noktadan filizlendi.

CORNWALL’DA YÜKSELEN SU

2004 yazında Cornwall’daki Boscastle kasabasını ani bir sel vurdu. Donwood ve Yorke, bu felakete birlikte tanıklık etti. Donwood’a göre her şeyi önüne katıp götüren o su kütlesi ile dalgayı durdurmaya çabalayan çaresiz figür, tam da Yorke’un o günlerde kurmaya başladığı müzikle örtüşüyordu. İkinci kıvılcım ise çevreci Jonathan Porritt’in bir yazısından geldi: Porritt, hükümetin iklim krizi karşısındaki tavrını, denize emir verip dalgalara söz geçiremeyen Kral Knud efsanesine benzetiyordu. Kapağın ortasındaki şapkalı, pardösülü adam bu efsaneden doğdu. Elini denize doğru uzatmış bir figür ve ona aldırmadan şehri yutan dalgalar.

LİNOLE KAZINAN KIYAMET

Kapak, aslında çok geniş bir işin parçasıydı. Donwood, London Views adını verdiği seride Londra’nın yangın ve selle yok oluşunu on dört linol panele kazıdı. Paneller yan yana geldiğinde yaklaşık dört metrelik bir panorama ortaya çıkıyordu: Tower of London, Parlamento, Thames Bariyeri, hepsi Thames’in kabaran sularına teslim olmuştu. Donwood bu serinin ilhamını 1493 tarihli Nürnberg Kroniği’nin ortaçağ gravürlerinden aldı. Çizgiler bilinçli olarak kaba, perspektif basık, kompozisyon el yapımı bir masal kitabı sayfası gibiydi. Bu ilkel dokunun karşısında albüm adının zarif kırmızı harfleri duruyordu. İki ayrı dünyanın gerilimi, kapağın içindeki gerilimi katlıyordu: kadim bir efsane ve çağdaş bir felaket, tek karede. Seri, albümden önce aynı adla sergilendi; kapak tasarımı 2006’nın Best Art Vinyl ödülünü kazandı.

Paul & Linde McCartney, RAM

PLASTİKSİZ BİR SAHNE

Albümün fiziksel hâli de fikrin devamıydı. Yorke ve Donwood, CD paketinde plastikten kaçındı; kayıt, katlanan karton bir yapının içine yerleştirildi. İklim üzerine söz söyleyen bir albümün rafta duran hâli de bu sözü taşımalıydı. Kapaktaki dalga, kutunun malzemesine kadar sızmıştı.

CODRINGTON MEWS’TE YAŞAYAN DUVAR

Hikâye kapakla bitmedi. Batı Londra’da, Ladbroke Grove’daki Codrington Mews, albümü yayımlayan XL Recordings’in merkezine ev sahipliği yapıyor. Donwood, The Eraser döneminde bu çıkmaz sokağın duvarlarına London Views‘u taşıdı. 2024’te esere yeni bölümler ekledi ve mural, Blenheim Crescent’e kadar uzandı. Bugün Londra’nın en uzun duvar resimleri arasında anılan işte Battersea Elektrik Santrali, Gherkin ve şehrin öbür simgeleri dalgaların altında kayboluyor; sokağın girişinde ise o tanıdık figür, yirmi yıldır aynı inatla suyun karşısında bekliyor. Portobello Road’un kalabalığından iki adım içeride, plak dinleyerek yürünecek bir hac rotası.

SİLDİKÇE BELİREN GÖRÜNTÜ

Albüm, adını açılış parçasından aldı ve o şarkının kalbinde bir paradoks vardı: Silmeye çalıştıkça geri gelen, yok saydıkça büyüyen bir şey. Yorke bu fikri bir ilişki üzerinden söyledi, Donwood ise bir şehir üzerinden çizdi. Görmezden gelinen iklim krizi, kapakta geri dönüp Londra’yı yuttu. Yirmi yıl sonra The Eraser kapağı, müzikle görselin birbirini tamamladığı ender anlardan biri olarak duruyor. Dalga hâlâ yükseliyor; adam hâlâ orada.

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz