Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.
Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.
Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin yeni konuğu Yalçın Pembecioğlu oldu.
Hayranlık bir kedinin yürüyüşünde başlıyor. Bir oyuncak otomobilin gölgesinde süzülüyor. Bir kırmızı forma ile hayatın yönünü değiştiriyor. Yalçın Pembecioğlu için bu hikâye, Michael Schumacher’le başlayan Formula 1 tutkusundan Paddock Club organizasyonlarına uzanıyor. Bir çocuğun pist kenarında tutuşan heyecanı, yıllar içinde işe, üretime ve cesarete dönüşüyor.
Sonra bir bakıyorsun; hayranlık büyüyor ama sadeleşiyor. Bir ünlü yerine, cesur bir harekete, iyi bir insana, bir ağacın büyümesine tutuluyorsun.

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?
YALÇIN PEMBECİOĞLU
Bu şey kedimdi. 18 yıl boyunca onu her gördüğümde formu, hareketleri, varoluşu beni hep büyüledi.


Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?
YALÇIN PEMBECİOĞLU
Bazı objelere kafayı takıyorum zaman zaman. Son bir yıldır küçük bir oyuncak otomobili iş seyahatlerimde bile yanımda taşıdığım oluyor.
Çalıştığım masaya onu koyduğum anda orası bana ait oluveriyor. Aracın modeli bana kendi çocukluğumu hatırlattığı için küçüklüğümdeki heyecanlarım hafifçe kıpırdanıyor.

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?
YALÇIN PEMBECİOĞLU
İlkini değil ama en güçlüsünü hatırlıyorum. 1994-1995 yıllarında Formula 1 izlemeye başladım. O zamanın yetenekli genci Michael Schumacher Benetton’la şampiyon olmuş ve Ferrari ile büyük bir anlaşma yapmıştı. Schumi’nin Ferrari’ye geçişiyle birlikte içimde kırmızı bir şeyler parlamaya başladı. Artık ben de Tifosi’ye dahil olmuştum.
Schumacher daha ilk yılından itibaren Ferrari’nin müthiş rekabetçi bir araca dönüşmesinde önemli bir rol oynadı. Bu süreçte ben de bir adamın tek başına nasıl bu kadar büyük bir değişimin öncüsü olabildiğini anlamaya çalıştım.
Aradan epey zaman geçtikten sonra 30 Mayıs 2010’da Türkiye’deki F1 Grand Prix’si sırasında kendisini 2 metre uzaklıktan görme ve dinleme şansı bulmak bu hayranlığın zirve noktasıydı.



Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?
YALÇIN PEMBECİOĞLU
Schumacher ve Formula 1 hayranlığı sayesinde Türkiye’nin ilk F1 dergisi F1 Racing’de çevirmen olarak çalıştım. 2009-2010 yıllarında Bridgestone’un sosyal medya marka elçisi olarak Türkiye yarışlarında Paddock Club organizasyonlarını düzenledim. Eğer Schumi hayranlığı olmasaydı gerçekten sevip istediğim şeylere ulaşmamın bu kadar kolay olabileceğini hiç öğrenmeyebilirdim.
“Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?
YALÇIN PEMBECİOĞLU
Otomobiller. Büyük markaların model lansmanlarında kendimden geçerdim. Frankfurt, Paris, Cenevre gibi fuarlara defalarca katılma şansım oldu, Türkiye’de Autoshow’da Alfa Romeo’nun tüm standından sorumlu olduğum bir dönem de. Tasarım, trendler, hepsini otomobil markaları üzerinden okuyabiliyordum. Bir otomobilin ar-ge süreci o kadar pahalı ve uzun ki, model piyasaya çıktığında zamanının önünde olmalı ki 6-7 yıl daha güncelliğini kaybetmesin.
Bugün otomotivin geldiği yer ve yeni modeller artık beni eskisi gibi heyecanlandırmıyor. Araç içlerindeki gittikçe büyüyen vasıfsız ekranlardan nefret ediyorum. Tasarım dillerinde geldiğimiz kimliksizleşme dönemi, maliyet baskısı yüzünden premium modellerde bile gittikçe düşen kalite gibi konular nedeniyle artık otomobillere hayran değilim.


Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?
YALÇIN PEMBECİOĞLU
Bir sunum olurdu sanırım ve o sunumu yaptım. Mayıs 2012’de TEDxAlsancak’ta spor ve sosyal medya konulu bir sunum yapma fırsatım olmuştu.
Orada Ayrton Senna’nın hayatını anlatan Asif Kapadia belgeselini, sosyal medya üzerinden yürüttüğümüz bir kampanya sayesinde nasıl İngiltere’den bile önce Türkiye’de sinemada izlediğimizi anlatmıştım.

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?
YALÇIN PEMBECİOĞLU
Bugün hayran olduğum şeyler eskisine göre basitleşti. Genellikle tanıtığım, hatta iyi tanıdığım insanlar artık bana ünlü kişilerden daha çok ilham veriyor. Hayatın içindeki cesur bir eylem en çok hayran kaldığım anlardan biri. Bu eylemi oğlum da gerçekleştirmiş olabilir, yakın bir dostum da, sevgilim de; sonuçta ben hayran oluyorum. Evdeki ve parktaki bitkileri, ağaçları izlemek de çok iyi geliyor. Büyük ağaçların hep aynı boyda kalmadığını, büyümeye devam ettiğini çok komik bir şekilde daha yeni anladım mesela. Doğadaki en ufak mevsim değişimini biraz yakından izleyip hayran olmamak mümkün değil.
Tüm bunlar biraz daha cesaretli olduğum, acele etmeden de istediklerimi yapabildiğim bir dünya kurmama yardımcı oluyor.
SANA HAYRANIM #8 | EDA EMİRDAĞ
SANA HAYRANIM #7 | SEDA ERCİYES
SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ
SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM
SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
