SON ADETLER, SON BEDENLER. YÜZDE 40'A VARAN İNDİRİMLERİ KAÇIRMA.

SANA HAYRANIM #9 | EYLÜL EZİK

0025

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin yeni konuğu Eylül Ezik oldu.

Hayranlık bir kitaptan, denizin içinden ya da David Bowie’nin bakışından çıkıp geliyor; insanın yönünü sessizce değiştiriyor. Eylül Ezik, Patricia Highsmith’ten suyun hafifliğine uzanan o ince ama güçlü etkiyi paylaştı.

Sana Hayranım #9 Eylül Ezik

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

EYLÜL EZİK

Genelde ustaca düşünülmüş, kıvrak bir zekânın ürünü olan şeyler. Bağırmayan, kendini ispat etmeye çalışmayan, zekâsını sakince taşıyan işler. Bir fikir ya da görüntü bana ne düşüneceğimi söylemediğinde, her şeyi açıklamadığında durup bakıyorum. Orada bir emek, bir incelik, ama aynı zamanda bir geri çekilme hissi varsa işte o zaman etkileniyorum.

Sanırım beni büyüleyen şey, zekânın gösteriye dönüşmediği, sessizce çalıştığı anlar. Bu hissi en iyi kuran dünyalardan birine örnek vermem gerekirse kesinlikle Patricia Highsmith’in yarattığı kurgusal evrenler derim.

Tek bir hikâye ya da tek bir olay değil; ahlâkın sabit olmadığı, kimliğin kayganlaştığı, okuru yönlendirmek yerine rahatsız eden bir yapı. Oradaki anti-kahraman — özellikle Ripley karakteri — iyi ya da kötü olmaktan çok, akılcıdır.

Ve belki de en rahatsız edici olan budur. Kitapları bitirdiğimizde geriye bir sonuçtan ziyade uzun süre dağılmayan bir düşünce hâli kalır. Ve işte bu durum beni çok büyülüyor mesela.

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

EYLÜL EZİK

Yaşam alanımda kesinlikle ama kesinlikle deniz olmalı. Suda olmak, o hafiflik duygusu…

Sanki yılın sadece yaz ayları için yaşayıp, geri kalan zamanı ona ulaşma hayaliyle geçiyormuşum gibi. Denizin içinde olmasam bile, onu mutlaka görmek isterim. Orada durması yeter.

Sonsuzluğu çağrıştıran bir şey olması beni sakinleştiriyor. Bakarken aceleciliği unutturuyor, zamanı genişletiyor. Suyun altında olmak — hatta orayı fotoğraflamak — hayatımda hep var olmasını istediğim bir hâl.

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

EYLÜL EZİK

İlk kez hayranlık duyduğum bir anı açıkçası çok net hatırlayamıyorum ama hayran olduğum şeylerin beni nasıl değiştirdiğini biliyorum.

Benim için hayranlık, ilham veren itici bir güç oldu her zaman. Bir şeye başka bir yerden bakmaya itti. Bakış açımı genişletti, alıştığım yerden çıkardı. “Böyle de olabilir” deme cesareti verdi.

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

EYLÜL EZİK

Bunu anlatmam gerekse, büyük ihtimalle bir metinle değil, bir filmle yapardım ve bu bir Haneke filmi olurdu; sessiz, rahatsız edici ve boşlukları seyirciye bırakan. Başrolde David Bowie oynardı — kimliği sabit olmayan, zamanın içinden geçen bir karakter gibi.

Görsel dünyasını ise Jodorowsky kurardı: Sembollerle dolu, rüya gibi, mantıktan çok sezgiyle ilerleyen, rahatsız edici olduğu kadar dönüştürücü sahnelerle.


SANA HAYRANIM #8 | EDA EMİRDAĞ

SANA HAYRANIM #7 | SEDA ERCİYES

SANA HAYRANIM #6 | LARA LAKAY

SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ

SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

SANA HAYRANIM #2 | DİLARA ŞAHİN

SANA HAYRANIM #1 | AYLİN KUTKU