ŞUBAT = AŞK AYI. MELİKE ŞAHİN VE KALBEN AŞK SETLERİNİ KEŞFET.

HEY! DOUGLAS İLE İSTANBUL ÇORBASI

0004

Söyleşi

MÖRÇ, Hey! Douglas lezzetlerinin müzik merch’lerinde görselleşerek açılan yeni sofrasına konuk oldu. Yasin’le hatıraların, hikâyelerin, yadigârların ve aidiyetlerin mutfağında, esin kaynaklarının kazanında pişirdiği Hey! Douglas’ı ve Mörç’le işbirliğinin serüvenini konuştu.

Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde siyah renkli bir tişört var. Yerde oturarak metal bir sandalyeye yaslanıyor. Elinde konserve kutusu açılmış, diğer elinde kağıyı tutuyor.
Hey! Douglas, İstanbul Çorbası tişörtü ile.

Hey! Douglas, doğum adıyla Yasin Vural, 10 yılı aşkın bir süredir Anadolu’nun müzikal geleneğini otantik bir prodüksiyon filtresinden geçirerek ilham kaynaklarının, şehirlerin ve on yılların birbirine karıştığı bir tezgâh açıyor. Bu, onun ifadesiyle “Batı’nın imkânlarını Doğu’nun havanında döven” bir müzik. İstanbul’dan hip-hop’un altın çağının başkentlerine, Ankara’nın müzik pazarlarından Rachid Taha’ya, toprağın mirasından uzayın diskosuna bol salvolu perendeler, Hey! Douglas’ın çok renkli oyun parkını bir düğün cümbüşüne dönüştürüyor. 

Mevcuttaki sanatçı-hayran temas alanlarını nasıl değerlendirirsin, bunları sanatçı-hayran ilişkisini geliştirmek için yeterli buluyor musun?

HEY! DOUGLAS

Bence buradaki temel mevzu ilham almakla başlıyor. Sanatçı kitlesinden ilham alıyor. Mimariden ilham alıyor. Yaşadığı toplumdan, içinde bulunduğu dünyadan ilham alıyor ve bunu müziğine ve sanatına yoruyor. Dinleyici de ilham aldığı sanatçıyı seviyor. Yani sadece o sanatçının popüler ya da herkes tarafından dinleniyor olmasını değil. 

Burada dinleyicinin gözünde dinleyiciye dokunmak çok önemli. Eğer kendi kemik kitleni yakalayabilirsen, o kitle seninle kurduğu bağ ve iletişimde senin bir parçan hâline geliyor. Günümüzde daha sanal bir dünya söz konusu. Sanatçılarla hayranlar arasında bire bir iletişim biraz zor.

Fakat benim doğup büyüdüğüm yerde de imkanlar kısıtlıydı, internet yoktu mesela. Kasetinden dinlediğim birçok sanatçının yüzlerini, albüm kapaklarını, kim olduklarını bilmiyordum. Zaman içerisinde onların albüm kapaklarını görüp kliplerini izlemeye başladığımda da, dışarıda bunu göstermem gerekiyor hissine kapıldım. 

Eskisi gibi imza günleri ya da buluşmalar olamıyor. Merch‘ler bizi sanatçılarla bir araya getirecek en somut, en gerçek şeylerden biri. Bu da beni heyecanlandırıyor.

Bir sanatçının artistik dünyasının merch’lere dönüşmesi neden önemli?

HEY! DOUGLAS

Birbirimize olan sevgimizi ve hayranlığımızı cömertçe ifade etme konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. Bunun için belki de doğru mecrayı bulamıyoruz. Yani dışarıda, sosyal medyada bile olsa, gördüğümüz, tanıdığımız ve hayranlığımızı göstermek istediğimiz birisi karşısında tutulup kalıyoruz. Ne diyeceğimizi bilmiyoruz. Bu değerleri kaybettiğimizi düşünüyorum. Sadece bir düğmeye basarak, kalp göndererek beğenini belli etmek yeterli değil.

Eskiden plak, CD, kaset kapakları vardı. Bir şekilde bir şeyin ucundan tutuyorduk. Şimdi ise bir sanatçıya, sevdiğimiz bir şeye telefonun kabıyla temas ediyoruz yalnızca. Bu anlamda, merch’lerin birbirimize olan hayranlığımızı ve sevgimizi belirtmek konusunda yeni yollar keşfetmemiz adına iyi bir yere dokunduğunu düşünüyorum.

Bir yandan, insanın kendi kimliğini yaratıyor olmasının ve kendisiyle iletişim hâlinde olmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu iletişimin dürüst ve manipülatif olmayan tarafında sevdiğim bir sanatçının; bir ideolojinin ya da düşüncenin bir parçası olduğumu somut bir şekilde, sokakta gösterebilmeye ihtiyacım var.

Diğer yandan da, örneğin bir konserde, özellikle de bir festival alanında benimle ilgili bir merch giymiş birisini gördüğümde daha güçlü ve mutlu oluyorum. Çünkü kendimle o kişi arasında bir bağ olduğunu hissediyorum. Bu, somut bir şeyin içgüdüsel ve soyut bir şeye dönüşmesini temsil ediyor bende. Bu açıdan da merch’ü çok önemli buluyorum. 

Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde siyah renkli bir tişört var. Omzunda koleksiyonda kanvas çanta var.
Hey! Douglas, Kaynar Kazan tişörtü ve Kazan Kepçe çantası ile.
Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde beyaz renkli bir tişört var. Elinde golf sopası var.
Hey! Douglas, Biberli Araba tişörtü ile.
Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde siyah renkli bir tişört var. Koleksiyon adını betimlemek için bir elinde tencere, diğer elinde kepçe var.
Hey! Douglas, Kaynar Kazan tişörtü ile

“İnsanların birbirine olan hayranlığını belli edecek çok fazla bir şey yok ve toplum olarak buna çok ihtiyacımız var.”

Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde siyah renkli bir tişört var. Arkası dönük şekilde sırtında koleksiyonda siyah-kırmızı kanvaş çanta var.
Hey! Douglas, Kaynar Kazan tişörtü ve Kazan Kepçe çantası ile.
Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde beyaz renkli bir tişört var. Sırtı dönük. Elleri arasında bir golf sopası var.
Hey! Douglas, Biberli Araba tişörtü ile

Her detayını düşündüğün müzikal projende ipleri başkasının eline vermek nasıl hissettirdi? Sanatsal kimliğinden beslenerek ortaya çıkan üretimlerin sendeki etkisi ne oldu?

HEY! DOUGLAS

Kendi görsel dünyamla ve müzikal yapımla, bütün o ilham kaynaklarımla çok haşır neşir biri olduğum için bunları bir aksesuara, bir kıyafete, bir merch’e dönüştürme sürecinde ne istediğimi çok iyi biliyordum.

“Tasarımsal dünyanın yaratım  sürecinde şunu farkettim ki benim de değişmeye, ilham almaya ve daha da önemlisi farklı bir açıdan gözlemlenmeye ihtiyacım varmış.”

Çok uzun bir süre daha üzerine kendim çalışarak, belki çok kafa patlatarak, strese girip yaratıcılığımı zorlayarak sonunda hayal kırıklığına uğrayacağım bir mücadeleye girebilirdim. Bunun yerine dışarıdan temiz bir göz ve vizyonla sanatçıya ilham verebilen, benim yoğun çizgilerimi ve tabirlerimi minimalize ederek beni rahatlatan ve üzerimdeki stres yükünü alan bir görsel dünyaya kavuştum MÖRÇ’le.

Merch tasarımlarıyla oluşturulan yeni görsel katman, sanatçıyı kendi evreninin anlatımı için besleyebilir mi?

HEY! DOUGLAS

Hey! Douglas müziğinin görselde bir karşılık bulmasını çok istedim. Daha iyi anlaşılması için görsel bir tasvire ihtiyacı vardı. Bir müzisyen için görsel dünyanın tasviri çok önemlidir. Biz aslında bunu kliplerle anlatmaya çalıştık epeyce. Şarkıyı yapmadan önce klibini düşünürdük, kapağını düşünürdük.

MÖRÇ’le iş birliğimle ise ürünlerimi gördüm ve “artık müziğimi düşünebilirim” dedim. Bu bana çok eğlenceli ve zevkli geldi. Dönüşüm de biraz böyle bir şey. Bir anda yukarıdan pat diye gelmiyor. Bir çalışma beraberinde yoğun bir emek istiyor. Ben de MÖRÇ’ün çalışmalarından faydalanarak bir değişime uğradım. Bu benim setlerime, müziğime, konserime anında yansıdı. Son konserlerimde MÖRÇ tişörtü giyiyorum. Kendimi performans boyunca bir koruma kalkanı içerisinde hissediyorum.

MÖRÇ x Hey! Douglas iş birliğinden ilk meyvesi “İstanbul Çorbası” oldu. Hey! Douglas’ın bugüne kadarki müzikal mirasıyla “İstanbul Çorbası”nın buluşma hikâyesi nedir? 

HEY! DOUGLAS

Hey! Douglas gibi Batı’nın imkânlarını Doğu’nun havanında dövme potansiyeli ve içgüdüsü olan; bizim armonilerimizi ve melodilerimizi bir sonraki nesle taşıma gibi bir misyonu benimseyen ve dünyaya, yabancıya “Hey! Douglas” diye seslenen bir müzik projesinin yapacağı yemek bir çorba olurdu diye düşündüm. 

Çorba bizim kültürümüzdeki en önemli unsurlardan bir tanesi. İstanbul çorbası da buranın çok çeşitliliğini, çok kültürlüğünü, bulunduğumuz yerin zenginliğini ifade eden mütevazı bir yemek. İstanbul’da karman çorman, çorba gibi bir şeyin içerisindeyiz. Biz de İstanbul çorbasıyla şehrin karışıklığını benimseyip bunu sahiplenmek istedik. Onu içmekten ve servis etmekten keyif alalım dedik. İstanbul’a duyduğumuz hayranlığı göstermek için de iyi bir sebep oldu.

Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde beyaz renkli bir tişört var. Elinde golf sopası var.
Hey! Douglas, Biberli Araba tişörtü ile.
Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde beyaz renkli bir tişört var.
Hey! Douglas, Biberli Araba tişörtü ile.

Konseptin görsel kataloğundan favori motifin nedir peki?

HEY! DOUGLAS

Hiç birini ayırt etmiyorum. Bu şarkılara olan yaklaşıma benziyor ister istemez. Oradaki her bir motif benim için aslında bir şarkı, bir albüm belki de. Kişisel olarak acı biber motifi çok hoşuma gidiyor. Çünkü acıyı çok severim.

Aldığın ilk müzik merch’ü neydi hatırlıyor musun? Bir hikâyesi var mı?

HEY! DOUGLAS

Ankara’da Maltepe Pazarı’nda, henüz müziğini dinlemeden, çok beğendiğim için bir Iron Maiden tişörtü almıştım. Onun haricinde, graffiti yaptığım dönemlerde kendime bir tane Moog tişörtü çizmiştim. Esasen, kariyerimi çok etkileyen 2Pac’in Outlawz grubunun bir posteri vardı odamda. 

Posterinden tişörtüne kadar merch’lerin bizi psikolojik olarak çok olumlu etkilediğini düşünüyorum. Hayal gücü açısından ve duygularımızı dışa vurma konusunda bizi daha özgüvenli hâle getiriyorlar.

Sevdiğin bir albümün kapağından esinlenen bir merch yapabilecek olsaydın, bu hangi albüm olurdu? Merch’ü ne olurdu?

HEY! DOUGLAS

Bir albüm kapağı aklıma gelmiyor. Fakat şöyle bir şey yapardım: Rachid Taha, Metallica, Nazareth ve Bone Thugs-n-Harmony’i bir araya getirmek ve bundan bir görsel dünya yaratarak bir tişört yapmak isterdim. Çünkü küçükken bir gün bir kaset bulmuştum. Kasetin A yüzünde Metallica, Nazareth; B tarafında ise Rachid Taha ve Bone Thugs-n-Harmony grubunun kayıtları vardı. Kasetin üzerinde hiçbir şey yazmıyordu ve ben bunları kim olduklarını bilmeden dinliyordum. O zamanlar kafamı açan bu kasetin merch‘ünü yapmak isterdim.

Production + Creative Direction + Styling + Photography [at] Studio These Days

Creative Production: Studio These Days
Photography: Ozan Gür
Photography Assistant: Mustafa Can Koca
Creative Direction: Eda Gündüz
Stylist: Nazlı Uzunoğlu
Make Up: Berkay Marangoz
Hair: Enes Kara
Retouch: Meyhayat Kermen
Big Thanks: Taner Turna + Burcu Biçer + İrem Ekinci + Sinan Yazıcı

BİR BEYOĞLU GÜNLÜĞÜ

0003

Galeri

BEYOĞLU’NUN EMEKÇİSİ, EĞLENCEDEN NORMAL
HAYATA GEÇİŞ TRENİNİN İLK DURAĞI 29 EKİM’E HOŞ GELDİN.

BİR TENCERE DOLUSU ŞEHİR; HER BİR SOKAĞIN KENDİ TADI, KENDİ TINISI.
HEY! DOUGLAS, BU ŞEHRİN MÜZİKAL ÖZÜNÜ YENİDEN KAYNATIYOR.

HEY! DOUGLAS’IN MÜZİKAL LEZZETİ İSTANBUL DAİMA FOKURDAYAN KAZANINA DÜŞTÜ BİR KERE. İSTANBUL ÇORBASI, ZENGİN, ÇOK KÜLTÜRLÜ, BOL SÜRPRİZLİ MÜTEVAZİ BİR YEMEK.

KENDİNİ BİR ŞEHRİN SENFONİSİNİ YARATMAYA ADANYAN BİR SANATÇIYLA, HEY! DOUGLAS’LA BİR BAŞKA TEZGAHIN ARDINDA.


VİDEO: AYI GALİP & DOĞA YALMAN
KURGU: DOĞA YALMAN
TASARIM: STUDIO THESE DAYS
MÜZİK: HEY! DOUGLAS

FOTOĞRAFLAR: DENİZ SABUNCU

HER ŞEYİN BAŞLANGICI

0002

Hikaye

MÖRÇ, sanatçıların benzersiz tarzlarını yansıtan merchandise’lar geliştirerek beraberindeki topluluklara etkileşime açık, özgün ve yaratıcı temas alanları oluşturan bir stüdyo. Tüm üretim eyleminde olduğu gibi MÖRÇ’ün de kendi içinde bir başlangıç hikâyesi var. Mademki yaratıcıların izlerini takip etmeyi tercih ettik. Kendimizinkini de anlatmanın faydalı olacağını düşündük. O yüzden seni başlangıç noktamızdan bugüne taşımak istedik…

MÖRÇ’ÜN BAŞLANGIÇ NOKTASI

Sanatçı ve takipçisi arasında oluşan fayda döngüsündeki eksik alanlar, harekete geçmemizdeki ilk motivasyon oldu. Endüstrideki kolaylaştırıcıların afiyetle yuttuğu büyük lokmalar yerelden globale müziği her taraftan sıkıştırdı.

Eksik Nokta: Birkaç temel gelir kalemine bağlı kalarak sürekli zararına üreten sanatçılar ve onlara destek olmak için çözüm arayan takipçilerin talebi, sonunda mevcut düzeni sarsmaya başladı. Kuşkusuz bunda pandeminin de çok büyük bir payı var. Sanatçıların pasif gelir ihtiyacı, onları aynı yolu deneyip farklı sonuçlar beklemekten uzaklaştırdı. Öte yandan takipçiler de sevdikleri sanatçıların Bandcamp hesaplarında bizzat kendi elleriyle ördükleri atkıları onlara destek olmak için satın aldıklarında paylaşım zincirindeki eksik noktayı fark etti.

Yeni Bağlar: MÖRÇ olarak kültürün en temel yapılarından birine, sanatçı ve takipçi arasındaki zamansız temas alanına, yani merchandise’a odaklandık. Hem sanatçıların pasif ve alternatif gelir elde etmesini hem de takipçileriyle arasında arzulanan yeni bağlar yaratmasını sağlayacak bir yapı kurmak istedik. Nihayetinde her iki tarafın da beklentilerini sürdürülebilir bir iş modeline dönüştürdük. Bunu yaparken de sanatçının odağını üretimden ve takipçisinden uzaklaştırmamasını amaçladık.

Yaratıcı Temas Alanları: Geldiğimiz noktada MÖRÇ; tasarım, üretim ve satış sürecini bünyesine aldığı baştan sona bir uygulama alanına sahip. Sanatçılar başta olmak üzere markalar ve sivil toplum örgütleri için merchandise’lar geliştirerek beraberindeki topluluklara etkileşime açık, özgün ve yaratıcı temas alanları oluştuyor.

BİZ NE YAPIYORUZ?

Sanatçılar, gruplar ve markalar için merchandise’lar geliştirerek beraberindeki topluluklara etkileşime açık, özgün ve yaratıcı temas alanları oluşturuyoruz.

SANATÇI MERCHANDISE GELİŞTİRME

Sanatçılar, gruplar ve markalar için merchandise’lar geliştirerek beraberindeki topluluklara etkileşime açık, özgün ve yaratıcı temas alanları oluşturuyoruz.

HAYRAN ETKİLEŞİMİ TASARIMI

Bir merchandise’dan daha fazlasını sunuyoruz. Merchandise’ları bazen hiç yayınlanmamış bir şarkı için erişim bağlantısına, bazen dijital ya da fiziksel bir buluşma için davetiyeye, bazense pop up bir performansa giriş biletine dönüştürerek sanatçılar ve hayranlar arasındaki ilişiyi derinleştiriyoruz.

KİTLE GELİŞTİRME

Markalarla işbirlikleri yaparak hikâyelerini nitelikli merchandise’larla boyutlandırıyoruz. Hedef kitleyle olan iletişimi güçlendiren sürdürülebilir, etik ve kaliteli merchandise’lar geliştiriyoruz. Tasarımdan üretime, kalite kontrolden ve teslimata kadar tüm süreçleri kapsayan baştan sona bir hizmet sunuyoruz.

SOSYAL ETKİ TASARIMLARI

Merchandise’lar bir yardımlaşma sembolüdür. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlarla işbirlikleri geliştiyor, markaları ve hayranları fayda zincirinin paydaşları hâline getiriyoruz. Merchandise’lar üzerinden etki tasarımı yaparak topluluklara farkındalık kazandıran ve kuruluşlara fon yaratan çözümler üretiyoruz.

BİR LOGO HİKÂYESİ: APHEX TWIN

0001

Hikaye

Tasarımcı Paul Nicholson, 33 yıl önce eskiz defterine bir şeyler çiziktirdi. O çiziktirmeleri, yavaş yavaş Aphex Twin logosuna dönüştü. Richard D. James’in afallatıcı müzikal dehası, beyaz bir zemin üzerinde siyah çizgiler ve yumuşak köşelerde gün yüzüne çıktı.

Bir sanatçıyla, bilhassa da ses gibi ele avuca sığmayan, uçucu bir araçla üreten müzisyenlerle bire bir özdeş görsel karşılıklar bulmak kolay değil. Bu görsel karşılıkların sanatçının kendisinin ve müziğinin ötesinde yankılar uyandırması ise eşine çok daha nadir rastlanılan bir tabiat olayı. Ancak böylesi bir tabiat olayı gerçekleştiği takdirde müziğin soyutluğu simgelere dönüşüyor, o simgeler doğdukları toprakların sınırların ötesine taşıyor ve dünyamızın uluslararası kanvasına bir motif olarak yerleşiyor.


Richard D. James’in, hepimizin bildiği adıyla Aphex Twin’in 1992’de gün yüzüne çıkardığı o benzersiz logosu, işte o simgelerden birisi. Kelimenin tam anlamıyla evrenimizin bize, müzikseverlere, bulmaca meraklılarına, gizem tutkunlarına esprili bir süprizi. Bir başka deyişle; EP, albüm kapakları ve müzik kliplerinden fırlayarak kupalardan tişörtlere, çoraplardan şapkalara, sticker’lardan telefon kapaklarına AFX’in tuhaflık büyüsünü fısıldayan bir tılsım âdeta.

Aphex Twin’in Windowlicker klibinden esinlenerek Warp Records tarafından limitli sayıda hazırlanan logo şemsiye.

İlk defa müzisyenin kariyerinin hemen başında, Xylem Tube kısaçalarında karşımıza çıkan bu belli belirsiz şekil, bir müzisyenle görselliğinin sırt sırta ve el ele nasıl da uyumlu bir birliktelik ortaya koyabileceğinin harikulade bir örneği. Sırların, bilinmezliklerin ve modern şehir efsanelerin sisli koridorlarında saklambaç oynayan Twin’in, bol salvolu dijital manipülasyonlarla minimal dinginlikler arasında salınan amorf müziğinin çizgilerde kristalize olan bir hâli.

Warp Records tarafından 2018 yılında üretilen Aphex Twin oyuncağı. 1995’teki Aphex videosundan meşhur Donkey Rhubarb motifi.

Öyle ki Aphex’in yakın arkadaşı, canlı performanslarının raver dansçılarından tasarımcı Paul Nicholson’ın bir yaratımı olan bu logonun tarihinin de buğulu olması hiç şaşırtıcı değil. 1991 yılının sonunda, Richard D. James’in gölgeler arasındaki silüeti yeni yeni sahneye taşınırken tasarlanan AFX logosunun izini Nicholson’ın eskiz defterinin çiziktirmelerle dolu sayfalarına kadar sürmek mümkün. 

O eskiz defterinin sayfaları, Paul Nicholson’ın yalnızca yuvarlak şablon ve düz cetveller kullanarak ilk denemelerini yaptığı logonun sıfıra en yakın noktası. Çünkü ilhamı da bir muamma olan bu kara kalem denemeler, hem kimliğini hem de müziğini şifreleyerek paketleyen Aphex Twin’in esrarengiz bir etiketi olacak o garip şeklin doğumunun da müjdesi.

AFX logosunun ilk eskiz çalışmaları ve Paul Nicholson’ın defteri.

Nicholson’ın ne tam olarak “A” harfine, ne de açıkça “T” harfine benzeyen logosu albüm kapaklarından müzik kliplerine, saç kesimlerinden deri çantaların arkasına sızarken, Aphex fenomenin üniformaları tanıdık bir amblemle imzalanmaya başladı. Bu eşsiz form, günümüzde Richard D. James’in dahiyane sıra dışılığını ilan eden evrensel bir sembol. Bazen gökyüzünde salınan bir zeplinde, bazen bir metro istasyonunun duvarında, bazen internetin en derinlerinde, bazen ise bir ışık efekti olarak konser sahnelerinde Aphex Twin kimliğini görselleştirmeye, müziğini çağırmaya devam ediyor.

Aphex Twin’in 2014 yılında çıkan Syro albümünün iletişim çalışmalarında kullanılması için hazırlanan zeplin.

AFX logosu, müzisyenin ve müziğinin esiniyle efsunlanmış, ancak onun da ötesine geçerek kült bir figüre evrilmiş ortak bir payda artık. Köklerini müzikal topraklara salmış olsa da, sayısız tasarımda ve merch’te serpilerek kendine yeni evler ve sahipler buluyor.

Müziğin çağırdığı aidiyet duygusu, eşyalarımızda ve üstümüzde derinleşerek çoğaldığında daha da güzel. Aphex Twin ve logosu ise, bunun nice örneğinden yalnızca biri.