ŞUBAT = AŞK AYI. MELİKE ŞAHİN VE KALBEN AŞK SETLERİNİ KEŞFET.

SANA HAYRANIM #8 | EDA EMİRDAĞ

0023

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin yeni konuğu Eda Emirdağ oldu.

Bu röportaj Mart 2025 tarihinde gerçekleşmiştir.

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

EDA EMİRDAĞ

Işığı geçirebilen nesnelerle karşı muazzam bir çekim hissediyorum ve sahiden büyüleniyorum. Bunlar, ışığı geçiren ama aynı zamanda kendi varlığıyla görünüşe katman ekleyebilen nesneler; su, meme silikonu, cam prizmalar mesela.

Sanırım bunu da ilişkisel anlamda düşündüğümde, duygusu okunabilen insanlara benzetiyorum. Samimiyet de ‘büyülendiğim’ bir tavır mesela.

Işığı geçiren ama aynı zamanda kendi varlığını hissettiren nesneler, tıpkı duygularını saklamayan, ama yine de kendine has bir derinliği olan insanlarla özdeşleştiriyorum.

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

EDA EMİRDAĞ

Oyun. Bu benim için yeni bir tavır; anlamlandırmanın ötesinde, oyunlaştırarak ilişki kurabilmek. Oyun, keşfetmeye ve deneyimlemeye açık bir alan yaratıyor.

Sanatta, ilişkilerde ve hatta yaşamın kendisinde oyunlaştırma, katılımı ve bağlantıyı güçlendiren bir şey olabilir.

Gündelik hayatıma oyun ruhunu dahil edecek ritüeller hatta inançlar ekliyorum sonra inançtan sıyrılmaya çalışma oyunu bile oynuyorum. Oyun, heyecanı ve merakı canlı tutuyor. Belki de en çok bunu seviyorum.

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

EDA EMİRDAĞ

Belki bu günlerde çok fazla karşıma çıktığı ve çocukluğumu çağrıştırdığı için kolaylıkla ‘hayranlık’ hissettiğim şey 7 yaşında üst komşumuzda gördüğüm piyano idi. Kimse çalmıyordu fakat kapağın altında sadece sen dokunduğunda seninle konuşan, varlığı, kapladığı alanı benden çokça büyük ve hakimiyet değil seninle dans etmek isteyen bir varlıktı.

O zamanlar cesaret edememiştim dokunmaya dahi ama şimdilerde o da benimle buluşmak istiyor ki sürekli karşıma çıkıyor.

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

EDA EMİRDAĞ

Hayran olduklarım önce aşk gibi yüksek bir duyguyla sonra durumu gene kendime yorarak şekilleniyor. Hayranlık duyguma hayran olmak gibi bir şeyden bahsediyorum. Karşımdakine hayran olmak değil, kendi hissime odaklanmak onu görebilmek ve asıl kutsal olanın benim ona hissettiğim olduğunu anladığımda işler fevkalade değişmeye başladı.

“Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

EDA EMİRDAĞ

Umay Umay ve tanışıklığımız sonucu bende deşifre olmuş ‘ünlüler’

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

EDA EMİRDAĞ

Bunu şükür ki sanat yoluyla yapabilecek araçlar tanıyorum.
Fotoğraf, video en temel ‘oyuncaklarım’. Bir şekilde de etkileşim hissini içinde tutabilirsem çok mutlu oluyorum. Bu etkileşim sınırları zorlayıp oradan bir duygu çıkarmaya çalışmak da olabilir. Kışkırtıcı, sorgulayıcı, erotik, irite edici de olabilir. Yeter ki duygu çıksın.

Diyeceğim şey ise görsel ifade alanına sahip olduğumu düşündüğüm için ancak öyle en iyi şekilde aktarabilirim.

“Hayranlık, bir şeye değil, onun bende yarattığı hisse dair. Onu görmemin, ona bakmamın ve onun içinden geçmemin şekli benim hikâyemdir.” diyebilirim.

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

EDA EMİRDAĞ

Şu aralar hayran olduğum şeyler; oyun, şeffaflık, katmanlar ve etkileşim bana akışkan, deneyime açık ve keşif dolu bir dünya kurmama yardımcı oluyor.

Bu dünya, keskin sınırları olmayan, bir anlamda kendini sürekli yeniden şekillendiren bir alan. Belki bir ışık kırılması gibi… Gerçeklikle oyun oynayabilen, duyguları birer malzeme gibi kullanabilen bir dünya. Sabit tanımlardan uzak, esnek, dönüşebilen, merakın kaybolmadığı bir yer.

Sanırım bu kurduğum oyun beni katı gerçeklikten ve bu günlerde yeni öğrenmeye çalıştığım anlam yüklemeden koruyor. Oyunlaştırarak ilişki kurduğumda, anlam arayışının getirdiği katılığı bırakabiliyorum.

Bazen şeyleri olduğu gibi deneyimlemek, onlar hakkında fazla düşünmeden onlarla akışa geçmek çok daha özgür hissettiriyor fakat dediğim gibi bende yeni öğreniyorum.


SANA HAYRANIM #7 | SEDA ERCİYES

SANA HAYRANIM #6 | LARA LAKAY

SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ

SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

SANA HAYRANIM #2 | DİLARA ŞAHİN

SANA HAYRANIM #1 | AYLİN KUTKU

SANA HAYRANIM #7 | SEDA ERCİYES

0020

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin yeni konuğu Seda Erciyes oldu.

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

SEDA ERCİYES

Kendimi bildim bileli ikonlara çok hayrandım. Baştan sona hikaye tasarlayan, farklı sanat dallarıyla kendini ifade eden, biraz asi ve biraz anormal her ikonu iş üstünde izlemek beni büyülüyor. Bir insanın tutkulu olduğu konuda müdanasızca ve hür bir şekilde su gibi akışını izlemek çok özel. Sanırım benim hayattaki amacımı bulmama yardımcı oldukları için onları çok seviyorum.

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

SEDA ERCİYES

Güzel ışık, güzel koku, rahat bir koltuk, iyi bir ses sistemi. Yani tüm duyularıma hak ettikleri lüksler yaşatmayı seviyorum. Lüks anlayışım alanında iyi zanaatkarların işlerini çevremde bulundurmak. Bu beni sanatçı olarak besliyor, gözümü ve ruhumu doyuruyor. 

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

SEDA ERCİYES

Okuldan dönüp televizyon karşısında müzik kanallarını keşfetmem ve kliplerin içinde kaybolmam sonucu, kadın şarkıcıları gördüm. Orda, Nil Karaibrahimgil’in o zamanlar beni çok korkutan (Az önce klibi açtım adam hala çok korkunç…) ama kendimi izlemekten alamadığım “XL” klibine tutulduğumu ve o her çıktığında Nil’in taklidini yaptığımı hatırlıyorum. Sanırım bir müzik yıldızı olmayı hayal ediyordum.

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

SEDA ERCİYES

Bu çocuksu hayal ve çaresiz sevda (müzik) kalbimi önce kocaman yaptı sonra delik deşik etti. En tepelerden dünyayı da gösterdi, bataklığıma da daldırdı. Hayran olduğum tüm ikonlar beni hamur gibi şekillendirdi, sonra hepsini tekrar uğramak üzere bir kutuya kaldırdım ve kendimle uğraştım. Bu aşk, duygularımla başa çıkmayı, kendimi daha iyi tanımamı sağladı, başka insanların hayatına dokunabildim, anılarda var oldum, ilham verdim. Olacağını hiç düşünmediğim şeylerle bana yaşama amacımı tekrar tekrar hatırlattı.

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

SEDA ERCİYES

Kocaman ihtişamlı bir kumaş ve yanında bir defter. Zor zamanlarında yumuşacık ve sarıldığın bir yorgan, bazen de iddialı bir pelerin olabilir. O defterden her zor anında bir sayfa okunacak, sonra okuma bittiğinde boş sayfalara yeni şeyler yazılacak. Sonra o sayfalardan şarkı bestelenecek ve pelerinle sahneye çıkılacak. 

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

SEDA ERCİYES

Çoğu zaman oyun oynamaktan ve hayal kurmaktan ne kadar uzaklaştığımı fark ediyorum. Yaş aldıkça durum daha da vahim. Hayran olduğum şey beni zaman ve mekan algısından koparıp sıkıcı gerçekliğimden bir an olsun kaçırıyor. Müzik ve ikon müzisyenlerin benim üzerimde böyle bir etkisi var, bunu hiçbir şeye değişemem.

O kişinin yarattığı gezegene gidip kendi köyümü kuruyorum, kendi sıram gelince onun kurallarıyla ve renkleriyle elimi oynamak için bekliyorum. Bu, kendi sanatçı yolculuğumda içimdeki çocuğu iyileştirmeye yardımcı oluyor. Görülüyorum ve ben de aynı hisleri başkasına yaşatmak için heyecanlanıyorum.


SANA HAYRANIM #6 | LARA LAKAY

SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ

SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

SANA HAYRANIM #2 | DİLARA ŞAHİN

SANA HAYRANIM #1 | AYLİN KUTKU

SANA HAYRANIM #6 | LARA LAKAY

0016

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin yeni konuğu Lara Lakay oldu.

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

LARA LAKAY

Su. Vallahi su. Kaç gün düşündüm var mı kapışacak bir şey diye, eşe dosta da sordum “abi ben neyden büyüleniyorum sizce” diye. Konsensus su. Benden hep deniz çıkıyor. Ege’yle, Akdeniz’le, Boğaz’la çok içiçe geçtim ben, küçüklüğümden beri. Atası, dedesi, ruhu, taşı, çakılı, sanatı derken kayboldum içinde. Kuyruğum kuruyor denizden uzak.

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

LARA LAKAY

Hiç bulandırmayalım: kitaplarım. Kalkan görevi görüyorlar en basitinden.

Lara'nı kitapları
Lara’nın kitapları

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

Lara Lakay

Muazzam zor bir soru bu, ama hazır Mısır’dan ayağımın tozuyla gelmişken ilintili bir cevabım var. Babam, ben daha ilkokul ya da orta sınıflardayım, Kahire Müzesi’nin bir kataloğunu getirmişti bana. “Horus’un/Ra’nın gözü” diye bir imge vardı orada görmüşsündür illa ki. 24 saat kapanmayan, güneş ve ayla nöbetleşe açık kalan bir vicdan gözüymüş, o manevi anlamını çok sonra okudum tabii fakat hatırlıyorum sürekli koluma bacağıma çiziyordum o sembolü.

Eye of Horus
Eye of Horus

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

LARA LAKAY

Meraklı oldum. “Ra’nın gözü” iyi bir örnek çünki oldum olası dillere, sembollere, imgelere hayranım. Çok iyi hatırlıyorum, küçükken oyuncak telefonlarım vardı, millet barbie bebek oynardı ben dünyanın farklı yerlerindeki hayali arkadaşlarımla, atmasyonca İtalyanca, Portekizce, Arapça falan konuşuyordum. (Deli diyecekler) O küçük çocuk and içmiş bir yerde ben bunları öğrenirim diye, sonra da onların hayatını çok merak ediyorum, gideyim göreyim dünyayı demiş. Meraklı bir gezgin oldum ben anlayacağın, nereye koysan evde hissediyorum. 

“Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

LARA LAKAY

Titanik 90’larda çıktı ya bizim çocukluğumuzda, ben taktım kafayı transatlantiklere, bineceğim de bineceğim, gemiler de gemiler. Şimdi Karaköy’e yakın oturuyorum her sabah illa ki bir tanesi çıkıyor karşıma yürürken, koşarken. Üstüne para verseler, bir gün dayanır mıyım bilmem. Sandal mandal, balıkçı teknesi işler bana.

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

LARA LAKAY

Bu aralar farkettin mi bilmiyorum, Akdeniz havzasındaki müzik kültürlerinin bir arşivini çalışıyorum bağımsız bir proje için. Tony Gatlif’in Vengo’sunda Sheikh Ahmed Al-Tuni ve flamenko gitaristlerinin bir doğaçlama bölümü var. Filmin başı zaten. Ben böyle tüylerimi diken diken eden bir hayranlığa en son ne zaman kapıldım bilmiyorum. Koyalım linki, ben daha da bir şey demeyeyim.

FOTOĞRAFLAR : LARA LAKAY


SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ

SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

SANA HAYRANIM #2 | DİLARA ŞAHİN

SANA HAYRANIM #1 | AYLİN KUTKU

SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ

0015

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin dördüncü konuğu Elif Bereketli oldu.

Sana Hayranım: Elif Bereketli
Elif Bereketli‘nin #metaphorsforlife serisinden

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

ELİF BEREKETLİ

Düşündüğümde, beni en çok etkileyenin gösterişli bir güçten ya da parlayan bir yetenekten ziyade bir tavır olduğunu fark ediyorum. Vakur ama at gözlüğü takmayan; güçlü ama kırılmayan, kararlı ama neşeli, omurgalı ama esneyebilen bir tavır. Hem hayata meydan okuyan bir netlik taşıyor, hem de değişime açık bir olgunluk. İşte bu hâl, benim en çok hayranlık duyduğum şey. Kararlılık ve esneklik arasındaki o ince çizgide durmayı seçmek de, durabilmeyi becermek de bana çok etkileyici geliyor. Sadece siyaset ya da düşünce sahnesinde değil, gündelik yaşamda, hiç beklenmedik anlarda, hatta doğada bile metaforik bir anlamda göreceğiniz bir duruş bu.

Sana Hayranım: Elif Bereketli
Elif Bereketli ve ablası Zahide

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

ELİF BEREKETLİ

Çocukken, ablamın özellikle de kadınlık meseleleri üzerinden annemle tartışmalarını hayranlıkla izlerdim. O tartışmalarda sesi titremeden, gözünü kaçırmadan annemin bize “doğru” diye sunduğu değerleri sorgulardı. Kendi önerilerini getirir, artık bu yoldan yürüyeceğini ilan ederdi. “Vay, böyle bir şey de mümkünmüş,” diye düşünerek izlerdim. Hâlâ o anlardan kalan bazı lafları kullanırım; her seferinde de fark ederim: “Aaaa, bu ablamın lafıydı.”

Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

ELİF BEREKETLİ

Bir dönem havalı ve yüksek sesli olanlara çok hayrandım. Daha gençken, bunu gücün yegâne tanımı sanardım. Hep dikkat çeken figürler gözümü kamaştırırdı. Ama artık o tipler geçmiyor bana. Gereksiz bulmuyorum onları ama hayranlık da duymuyorum. Artık göze sokulmayan ama derinliğiyle, yaratıcılığıyla, neşesiyle yer eden hâllere; kendinden emin ama bunu göstermek zorunda hissetmeyen insanlara hayranlık duyuyorum.

Sana Hayranım: Elif Bereketli
Elif Bereketli‘nin #metaphorsforlife serisinden bir fotoğraf
Elif Bereketli'nin #metaphorsforlife serisinden bir fotoğraf
Elif Bereketli‘nin #metaphorsforlife serisinden bir fotoğraf

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

ELİF BEREKETLİ

Bana tek bir doğrunun olmadığını hatırlatıyor olsa gerek. O hayranlık duyduğum tavır, kendi yolumu çizerken dış seslere karşı bir filtre gibi çalışıyor. Özümle bağlantımı koparmadan esneyebilmeyi, değişebilmeyi öğretiyor. Beni acelecilikten, taklitten, yüzeysellikten koruyor. Bana derinlikli düşünmeyi, zamana yayılmayı, sabırlı olmayı anımsatıyor. Böyle olduğunu umuyorum.

FOTOĞRAFLAR VE İLLÜSTRASYON: ELİF BEREKETLİ

SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM

0013

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin dördüncü konuğu Kübra Su Yıldırım oldu.

Kübra Su Yıldırım
Kübra Su Yıldırım
SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM
İllüstrasyon: Kübra Su Yıldırım

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

KÜBRA SU YILDIRIM

Ay ben iflah olmam, varoluşun kendisine ve bilinç dışına hayranım. Bu iki kavram her an her nefeste apaçık ortada fakat bir yandan da soluksuz bırakacak kadar gizemli ve derin. Bazen bir rüyanın içinde, bazen aniden fısıldayan bir sezgide, bir boş bakış yarım gülüşte kendini gösteriyor bilinçdışı, kendi dilinde konuşuyor varoluşun katmanları. Hem çok sıradan hem de tarifsiz bir büyü gibi.

“Şöyle bitireyim, kendimizi tutkuyla inşa edelim, gizem olacak adımız.”

Tilda Swinton-MoMa
Tilda Swinton: The Maybe, 2013

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

KÜBRA SU YILDIRIM


Hayranı olduğum şeyler zamanın ve mekanın katı kurallarına bağlı kalmayan, sınırları zorlayan bir dünya yaratıyor bana. Bu dünya içsel bir sığınak gibi; kaybolduğumda kendimi hatırlatıyor, bulduğumu sandığımda da akışta süzülmemi sağlıyor. Böylece rutinin uyuşturuculuğundan, körleşmekten, anlam yitiminden ve güdülerimin esiri olmaktan uzak durabiliyorum. -olabildiğince tabii-

The Concert-Pavel Tchelitchew
Pavel Tchelitchew, The Concert
suspiria-1977
Suspiria, 1977

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

KÜBRA SU YILDIRIM

Beni daha özgür, daha duyarlı ve kendi içimde daha tutarlı biri yaptı. Ne tamamen kaybolmak ne de tam anlamıyla kendini bulmak mümkün belki fakat bu ikisinin arasında dolaşmak, bana sürekli değişen bir varoluşu gösteriyor. Ve bu harika! -çoğu zaman-

FOTOĞRAFLAR VE İLLÜSTRASYON: KÜBRA SU YILDIRIM

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

0012

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin üçüncü konuğu Orçun Onat Demiröz oldu.

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
PLANETARY çizgi roman serisinin birinci ve ikinci kitabı

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Sanırım buna Platoncu bir cevap verebilirim. “Phaedrus”, Platon’un       diyaloglarında felsefi keşif peşinde olan meraklı bir ruhu temsil eder. Kelimelerin, kavramların, değerlerin, retoriğin, bilginin, estetiğin, aşkın kaynağının ne olduğunu şüpheci bir yerden sorgular, tartışır, kışkırtır. Gençlik enerjisiyle gelen “ilahi delilik” tanımı vardır onda. Benim hayranlık duyduğum veya büyülendiğim şeyler de insan deneyimini anlamaya ya da aşmaya yardımcı olan, bir çeşit coşkulanım yaratan, diyalektik bir alışverişe girdiğim eserler, güzellikler üzerine oluyor.

Batman Günü özel Greg Capullo posteri

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Çizgi romanlarım, kitaplarım, plaklarım ve posterlerim olmadan asla. Benim için yaşam alanı demek, kendi dünyanı inşa etmek ve seni tanımlayan simgeleri, imajları ortaya çıkarmak demek. Dolayısıyla yaşam alanı, kendimiz için yarattığımız bir sergi alanı aslında. Bence yuva kavramı da bununla ilintili. Bir yerin sıcaklığı ve aitlik hissi de bu şekilde belirleniyor. Yabancı bir yerde hissetmemek için hepsi.

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
Charles R. Cross tarafından kaleme alınan Cobain Unseen kitabı
SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
Mastodon grubunun The Hunter albümü plağı

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

İnsanın en temel ihtiyaçlarından biri inanma ihtiyacıdır. Bu açıdan hayranlık duyduğum şeyler beni tinsel olarak dönüştürdü, inanmamı ve yolumda kararlılıkla yürümemi sağladı. Tolstoy’a göre bir aslana dönüşüm yolculuğunda dört evre vardır. Cehaleti seçmek, zevki seçmek, intiharı seçmek ve bilgiyi seçmek. Bilgiyi seçenler hayatın anlamsızlığını kabul ederek arafta kalırlar. Ancak amaç edinmeye, irade sahibi olmaya ve ölüm bilincine dair derinlik oradadır. 

“Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Tabii ki! Birçok yönetmen, birçok grup/müzisyen ve birçok yazar. Örneğin; Roman Polanski’nin sinemasına üniversite yıllarımda çok büyük bir ilgi duyuyordum. “Bitter Moon” filmini kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum. “Apartman” üçlemesi de öyledir. Özellikle Apartman üçlemesindeki psikanalitik açılımlara, psişeye yaklaşımına, karanlık arzulara ve deliliğe açılan kapılara büyük bir hayranlık besliyordum. Lacancı perspektiften de acayip bir yerdedir Polanski sineması.

Fakat hayatındaki ayrıntıları kazıdıkça ve içindeki pedofili canavarını öğrendikçe uçtu gitti hepsi, toz oldu. Lars von Trier de benzer bir yerde duruyordu benim için. Onun da Nazi sempatizanlığı yaktı yıktı her şeyi. Geçen yıl yayınladığı ve “kız arkadaş” aradığını ifade ettiği video da cenaze töreniydi zaten. O yüzden “cancel culture”ın ve sosyal statüleri yok etmeye yönelik “boykot” fenomeninin önemli olduğunu düşünüyorum. Hakikatin her yerden saldırı altında olduğu, eğilip büküldüğü, safsata ticaretinin yapıldığı bir “post truth” çağında da ideolojik olarak yere sağlam basmak ve zor beğenen biri olmak gerekiyor.

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Friedrich Nietzsche’ye ve bıyıklarına dair bir tasarım olurdu herhalde. Üstüne de koca koca puntolarla “KILL YOUR IDOLS!” (İdollerini öldür!) yazardım. T-shirt olarak tasarlamak ister misiniz bunu? 🙂  

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Meraklı, tutkulu, çenebaz ve tartışmadan kaçınmayan bir dünya kurmama yardımcı oluyor. Bağnazlıktan, toplum ve mahalle baskılarından da koruyor, bildiğimi okumamı sağlıyor. 🙂 

FOTOĞRAFLAR: ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

SANA HAYRANIM #2 | DİLARA ŞAHİN

0011

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin ikinci konuğu Dilara Şahin oldu.

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

DİLARA ŞAHİN

Yaşadığımız simülasyon içerisinde beni en çok büyüleyen şey kediler. Onların doğası, tek başınalığı, rutinleri, vazgeçmemeleri ve her türlü zorluğa rağmen belki de hepimiz için en zor görev olan yaşamı büyük bir titizlikle devam ettirebilmeleri benim için başlı başına bir kitap, bir deneyim ve yaşamın ta kendisi. Kendileri hakkında John Gray tarafından yazılmış çok nadir güzel bir kitap da var: Feline Philosophy: Cats and the Meaning of Life. Kesinlikle tavsiye ederim.

Kedi Mimi
Kolaj: Dilara Şahin

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

DİLARA ŞAHİN

Kedi! Muhakkak ve muhakkak kediler. Kediler benim için bir ağrı kesici gibiler; ansızın gelen bir ağrıyı iyileştirebilecek güce sahipler. Onların ardından ise kitaplar, kalem ve defterler gelir.

Perran Kutman
Kolaj: Dilara Şahin
Kolaj: Dilara Şahin

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

DİLARA ŞAHİN

Çocukluk dönemimde Gani Müjde’nin yazmış olduğu Hayat Bilgisi adlı diziyi obsesif bir şekilde takip ediyordum. Bunun nedeni de Afet Güçverir karakterini canlandıran Perran Kutman’dı. Kendisi, neredeyse nesilden nesile bir çok kişinin hafızasında ve kalbinde yer tutmuş bir sanatçı. İlk hayranlığım kendisine ve oyunculuğunun güçlü yorumuna karşı gelişmişti. Ardından Michael Jackson geldi. 🙂

“Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

DİLARA ŞAHİN

Perran Kutman ve Michael Jackson 🙂 Onlar gibi sanatçılar beni sanata, özellikle de sinema dünyasına daha da yönlendirdiler. Bu yönde beni etkileyerek VGIK’ten Film Yönetmenliği bölümünden mezun olmamı sağladılar.

Kolaj: Dilara Şahin
Kolaj: Dilara Şahin

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

DİLARA ŞAHİN

Finger Tips adında İngiliz çocuk televizyon dizisi vardı. 2000’lerin ortalarında yayınlanan bu dizi, evde bulunabilecek nesnelerle yaratıcı projeler yapmayı konu alan bir sanat ve el sanatları programıydı. Muhtemelen bu formatta olurdu; bazı şeyleri uzakta aramamamızın, yakınımızda bulunan bir çok şeyle de üretebileceğimizi ve hayranı olduğumuz kişiler gibi olabileceğimizi anlatırdım. Önceliğim çocuklar olurdu; ne kadar çok zihni “brain rot”tan kurtarabilirsek o kadar iyi olurdu.

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

DİLARA ŞAHİN

Hayranı olduğum şeyler, bana yeni bir dünya kurmama yardımcı olmaktan ziyade, mevcut dünyayı yıkmamı engelliyor. Hayran olmak, benim için ünlü tapınma (Celebrity Worship) kavramından ziyade, devam edebilmek için bir neden veya bir örnekten ibaret. Bu bir kitap, bir sanatçı ve sanatı, bir kedi, bir gün doğumu, yaşamın ve ölümün ta kendisi olabilir.

Teşekkürler Mörç!

KOLAJLAR VE FOTOĞRAFLAR:
DİLARA ŞAHİN

SANA HAYRANIM #1 | AYLİN KUTKU

0008

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak. Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin ilk konuğu Aylin Kutku oldu.

Aylin Kutlu-1
Aylin Kutku ve kedisi Mia

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

AYLİN KUTKU

2001-2003 yılları arasında düzenlenen MTV Müzik Ödülleri, çocukluğumda tekrarlarını izleyip performanslarını taklit ettiğim bir dönemdi. Shakira kesinlikle bendim. O yıllarda teyzemin iskambil kartlarıyla yaptığı oyunlar da aklımda. Ne zaman kart görsem, o zamanları hatırlarım.

Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

AYLİN KUTKU

Nirvana :’) Ergenliğimin en üst safhasında hep yanımdaydı. Şu an dinlemekten kaçıyorum.

Aylin Kutku - Kolaj 1
Kolaj: Aylin Kutku
Aylin Kutku - Kolaj 2
Kolaj: Aylin Kutku
Aylin Kutku - Kolaj 3
Kolaj: Aylin Kutku

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

AYLİN KUTKU

Birbirinden farklı müzik türleri dinlediğim için karakterimde ciddi bir dengesizlik yarattığını düşünüyorum. Mesela dün güne State Champs’in son albümüyle başlarken, ardından Müslüm Gürses devreye girdi. Sonrasında, “Bu kadar düşme, Kiefer dinle biraz.” diyerek devam ettim. Ardından Da Poet, Kayra ve Frozen Clouds çalmaya başladı ve günü Candan Erçetin’le kapattım.

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

AYLİN KUTKU

Müzik, eserlerimi yaratırken her zaman önemli bir rol oynuyor. Çoğu zaman bir duygu veya olay üzerine çalışsam da o dönemde dinlediğim albüm ya da parçalar, yarattığım şeyle birlikte evrimleşiyor ve üretimlerimin bir parçası haline geliyor. Kedim Mia ise gizli kahramanım; beni hiç yarı yolda bırakmadı. 🙂

Aylin Kutku - Kolaj 4
Kolaj: Aylin Kutku
Aylin Kutku - Kolaj 5
Kolaj: Aylin Kutku

KOLAJLAR, FOTOĞRAFLAR VE VİDEO:
AYLİN KUTKU

HEY! DOUGLAS İLE İSTANBUL ÇORBASI

0004

Söyleşi

MÖRÇ, Hey! Douglas lezzetlerinin müzik merch’lerinde görselleşerek açılan yeni sofrasına konuk oldu. Yasin’le hatıraların, hikâyelerin, yadigârların ve aidiyetlerin mutfağında, esin kaynaklarının kazanında pişirdiği Hey! Douglas’ı ve Mörç’le işbirliğinin serüvenini konuştu.

Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde siyah renkli bir tişört var. Yerde oturarak metal bir sandalyeye yaslanıyor. Elinde konserve kutusu açılmış, diğer elinde kağıyı tutuyor.
Hey! Douglas, İstanbul Çorbası tişörtü ile.

Hey! Douglas, doğum adıyla Yasin Vural, 10 yılı aşkın bir süredir Anadolu’nun müzikal geleneğini otantik bir prodüksiyon filtresinden geçirerek ilham kaynaklarının, şehirlerin ve on yılların birbirine karıştığı bir tezgâh açıyor. Bu, onun ifadesiyle “Batı’nın imkânlarını Doğu’nun havanında döven” bir müzik. İstanbul’dan hip-hop’un altın çağının başkentlerine, Ankara’nın müzik pazarlarından Rachid Taha’ya, toprağın mirasından uzayın diskosuna bol salvolu perendeler, Hey! Douglas’ın çok renkli oyun parkını bir düğün cümbüşüne dönüştürüyor. 

Mevcuttaki sanatçı-hayran temas alanlarını nasıl değerlendirirsin, bunları sanatçı-hayran ilişkisini geliştirmek için yeterli buluyor musun?

HEY! DOUGLAS

Bence buradaki temel mevzu ilham almakla başlıyor. Sanatçı kitlesinden ilham alıyor. Mimariden ilham alıyor. Yaşadığı toplumdan, içinde bulunduğu dünyadan ilham alıyor ve bunu müziğine ve sanatına yoruyor. Dinleyici de ilham aldığı sanatçıyı seviyor. Yani sadece o sanatçının popüler ya da herkes tarafından dinleniyor olmasını değil. 

Burada dinleyicinin gözünde dinleyiciye dokunmak çok önemli. Eğer kendi kemik kitleni yakalayabilirsen, o kitle seninle kurduğu bağ ve iletişimde senin bir parçan hâline geliyor. Günümüzde daha sanal bir dünya söz konusu. Sanatçılarla hayranlar arasında bire bir iletişim biraz zor.

Fakat benim doğup büyüdüğüm yerde de imkanlar kısıtlıydı, internet yoktu mesela. Kasetinden dinlediğim birçok sanatçının yüzlerini, albüm kapaklarını, kim olduklarını bilmiyordum. Zaman içerisinde onların albüm kapaklarını görüp kliplerini izlemeye başladığımda da, dışarıda bunu göstermem gerekiyor hissine kapıldım. 

Eskisi gibi imza günleri ya da buluşmalar olamıyor. Merch‘ler bizi sanatçılarla bir araya getirecek en somut, en gerçek şeylerden biri. Bu da beni heyecanlandırıyor.

Bir sanatçının artistik dünyasının merch’lere dönüşmesi neden önemli?

HEY! DOUGLAS

Birbirimize olan sevgimizi ve hayranlığımızı cömertçe ifade etme konusunda sıkıntılar yaşıyoruz. Bunun için belki de doğru mecrayı bulamıyoruz. Yani dışarıda, sosyal medyada bile olsa, gördüğümüz, tanıdığımız ve hayranlığımızı göstermek istediğimiz birisi karşısında tutulup kalıyoruz. Ne diyeceğimizi bilmiyoruz. Bu değerleri kaybettiğimizi düşünüyorum. Sadece bir düğmeye basarak, kalp göndererek beğenini belli etmek yeterli değil.

Eskiden plak, CD, kaset kapakları vardı. Bir şekilde bir şeyin ucundan tutuyorduk. Şimdi ise bir sanatçıya, sevdiğimiz bir şeye telefonun kabıyla temas ediyoruz yalnızca. Bu anlamda, merch’lerin birbirimize olan hayranlığımızı ve sevgimizi belirtmek konusunda yeni yollar keşfetmemiz adına iyi bir yere dokunduğunu düşünüyorum.

Bir yandan, insanın kendi kimliğini yaratıyor olmasının ve kendisiyle iletişim hâlinde olmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu iletişimin dürüst ve manipülatif olmayan tarafında sevdiğim bir sanatçının; bir ideolojinin ya da düşüncenin bir parçası olduğumu somut bir şekilde, sokakta gösterebilmeye ihtiyacım var.

Diğer yandan da, örneğin bir konserde, özellikle de bir festival alanında benimle ilgili bir merch giymiş birisini gördüğümde daha güçlü ve mutlu oluyorum. Çünkü kendimle o kişi arasında bir bağ olduğunu hissediyorum. Bu, somut bir şeyin içgüdüsel ve soyut bir şeye dönüşmesini temsil ediyor bende. Bu açıdan da merch’ü çok önemli buluyorum. 

Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde siyah renkli bir tişört var. Omzunda koleksiyonda kanvas çanta var.
Hey! Douglas, Kaynar Kazan tişörtü ve Kazan Kepçe çantası ile.
Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde beyaz renkli bir tişört var. Elinde golf sopası var.
Hey! Douglas, Biberli Araba tişörtü ile.
Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde siyah renkli bir tişört var. Koleksiyon adını betimlemek için bir elinde tencere, diğer elinde kepçe var.
Hey! Douglas, Kaynar Kazan tişörtü ile

“İnsanların birbirine olan hayranlığını belli edecek çok fazla bir şey yok ve toplum olarak buna çok ihtiyacımız var.”

Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde siyah renkli bir tişört var. Arkası dönük şekilde sırtında koleksiyonda siyah-kırmızı kanvaş çanta var.
Hey! Douglas, Kaynar Kazan tişörtü ve Kazan Kepçe çantası ile.
Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde beyaz renkli bir tişört var. Sırtı dönük. Elleri arasında bir golf sopası var.
Hey! Douglas, Biberli Araba tişörtü ile

Her detayını düşündüğün müzikal projende ipleri başkasının eline vermek nasıl hissettirdi? Sanatsal kimliğinden beslenerek ortaya çıkan üretimlerin sendeki etkisi ne oldu?

HEY! DOUGLAS

Kendi görsel dünyamla ve müzikal yapımla, bütün o ilham kaynaklarımla çok haşır neşir biri olduğum için bunları bir aksesuara, bir kıyafete, bir merch’e dönüştürme sürecinde ne istediğimi çok iyi biliyordum.

“Tasarımsal dünyanın yaratım  sürecinde şunu farkettim ki benim de değişmeye, ilham almaya ve daha da önemlisi farklı bir açıdan gözlemlenmeye ihtiyacım varmış.”

Çok uzun bir süre daha üzerine kendim çalışarak, belki çok kafa patlatarak, strese girip yaratıcılığımı zorlayarak sonunda hayal kırıklığına uğrayacağım bir mücadeleye girebilirdim. Bunun yerine dışarıdan temiz bir göz ve vizyonla sanatçıya ilham verebilen, benim yoğun çizgilerimi ve tabirlerimi minimalize ederek beni rahatlatan ve üzerimdeki stres yükünü alan bir görsel dünyaya kavuştum MÖRÇ’le.

Merch tasarımlarıyla oluşturulan yeni görsel katman, sanatçıyı kendi evreninin anlatımı için besleyebilir mi?

HEY! DOUGLAS

Hey! Douglas müziğinin görselde bir karşılık bulmasını çok istedim. Daha iyi anlaşılması için görsel bir tasvire ihtiyacı vardı. Bir müzisyen için görsel dünyanın tasviri çok önemlidir. Biz aslında bunu kliplerle anlatmaya çalıştık epeyce. Şarkıyı yapmadan önce klibini düşünürdük, kapağını düşünürdük.

MÖRÇ’le iş birliğimle ise ürünlerimi gördüm ve “artık müziğimi düşünebilirim” dedim. Bu bana çok eğlenceli ve zevkli geldi. Dönüşüm de biraz böyle bir şey. Bir anda yukarıdan pat diye gelmiyor. Bir çalışma beraberinde yoğun bir emek istiyor. Ben de MÖRÇ’ün çalışmalarından faydalanarak bir değişime uğradım. Bu benim setlerime, müziğime, konserime anında yansıdı. Son konserlerimde MÖRÇ tişörtü giyiyorum. Kendimi performans boyunca bir koruma kalkanı içerisinde hissediyorum.

MÖRÇ x Hey! Douglas iş birliğinden ilk meyvesi “İstanbul Çorbası” oldu. Hey! Douglas’ın bugüne kadarki müzikal mirasıyla “İstanbul Çorbası”nın buluşma hikâyesi nedir? 

HEY! DOUGLAS

Hey! Douglas gibi Batı’nın imkânlarını Doğu’nun havanında dövme potansiyeli ve içgüdüsü olan; bizim armonilerimizi ve melodilerimizi bir sonraki nesle taşıma gibi bir misyonu benimseyen ve dünyaya, yabancıya “Hey! Douglas” diye seslenen bir müzik projesinin yapacağı yemek bir çorba olurdu diye düşündüm. 

Çorba bizim kültürümüzdeki en önemli unsurlardan bir tanesi. İstanbul çorbası da buranın çok çeşitliliğini, çok kültürlüğünü, bulunduğumuz yerin zenginliğini ifade eden mütevazı bir yemek. İstanbul’da karman çorman, çorba gibi bir şeyin içerisindeyiz. Biz de İstanbul çorbasıyla şehrin karışıklığını benimseyip bunu sahiplenmek istedik. Onu içmekten ve servis etmekten keyif alalım dedik. İstanbul’a duyduğumuz hayranlığı göstermek için de iyi bir sebep oldu.

Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde beyaz renkli bir tişört var. Elinde golf sopası var.
Hey! Douglas, Biberli Araba tişörtü ile.
Hey! Douglas, İstanbul Çorbası koleksiyonu fotoğraf çekiminde. Üstünde beyaz renkli bir tişört var.
Hey! Douglas, Biberli Araba tişörtü ile.

Konseptin görsel kataloğundan favori motifin nedir peki?

HEY! DOUGLAS

Hiç birini ayırt etmiyorum. Bu şarkılara olan yaklaşıma benziyor ister istemez. Oradaki her bir motif benim için aslında bir şarkı, bir albüm belki de. Kişisel olarak acı biber motifi çok hoşuma gidiyor. Çünkü acıyı çok severim.

Aldığın ilk müzik merch’ü neydi hatırlıyor musun? Bir hikâyesi var mı?

HEY! DOUGLAS

Ankara’da Maltepe Pazarı’nda, henüz müziğini dinlemeden, çok beğendiğim için bir Iron Maiden tişörtü almıştım. Onun haricinde, graffiti yaptığım dönemlerde kendime bir tane Moog tişörtü çizmiştim. Esasen, kariyerimi çok etkileyen 2Pac’in Outlawz grubunun bir posteri vardı odamda. 

Posterinden tişörtüne kadar merch’lerin bizi psikolojik olarak çok olumlu etkilediğini düşünüyorum. Hayal gücü açısından ve duygularımızı dışa vurma konusunda bizi daha özgüvenli hâle getiriyorlar.

Sevdiğin bir albümün kapağından esinlenen bir merch yapabilecek olsaydın, bu hangi albüm olurdu? Merch’ü ne olurdu?

HEY! DOUGLAS

Bir albüm kapağı aklıma gelmiyor. Fakat şöyle bir şey yapardım: Rachid Taha, Metallica, Nazareth ve Bone Thugs-n-Harmony’i bir araya getirmek ve bundan bir görsel dünya yaratarak bir tişört yapmak isterdim. Çünkü küçükken bir gün bir kaset bulmuştum. Kasetin A yüzünde Metallica, Nazareth; B tarafında ise Rachid Taha ve Bone Thugs-n-Harmony grubunun kayıtları vardı. Kasetin üzerinde hiçbir şey yazmıyordu ve ben bunları kim olduklarını bilmeden dinliyordum. O zamanlar kafamı açan bu kasetin merch‘ünü yapmak isterdim.

Production + Creative Direction + Styling + Photography [at] Studio These Days

Creative Production: Studio These Days
Photography: Ozan Gür
Photography Assistant: Mustafa Can Koca
Creative Direction: Eda Gündüz
Stylist: Nazlı Uzunoğlu
Make Up: Berkay Marangoz
Hair: Enes Kara
Retouch: Meyhayat Kermen
Big Thanks: Taner Turna + Burcu Biçer + İrem Ekinci + Sinan Yazıcı