ŞUBAT = AŞK AYI. MELİKE ŞAHİN VE KALBEN AŞK SETLERİNİ KEŞFET.

SANA HAYRANIM #7 | SEDA ERCİYES

0020

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin yeni konuğu Seda Erciyes oldu.

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

SEDA ERCİYES

Kendimi bildim bileli ikonlara çok hayrandım. Baştan sona hikaye tasarlayan, farklı sanat dallarıyla kendini ifade eden, biraz asi ve biraz anormal her ikonu iş üstünde izlemek beni büyülüyor. Bir insanın tutkulu olduğu konuda müdanasızca ve hür bir şekilde su gibi akışını izlemek çok özel. Sanırım benim hayattaki amacımı bulmama yardımcı oldukları için onları çok seviyorum.

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

SEDA ERCİYES

Güzel ışık, güzel koku, rahat bir koltuk, iyi bir ses sistemi. Yani tüm duyularıma hak ettikleri lüksler yaşatmayı seviyorum. Lüks anlayışım alanında iyi zanaatkarların işlerini çevremde bulundurmak. Bu beni sanatçı olarak besliyor, gözümü ve ruhumu doyuruyor. 

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

SEDA ERCİYES

Okuldan dönüp televizyon karşısında müzik kanallarını keşfetmem ve kliplerin içinde kaybolmam sonucu, kadın şarkıcıları gördüm. Orda, Nil Karaibrahimgil’in o zamanlar beni çok korkutan (Az önce klibi açtım adam hala çok korkunç…) ama kendimi izlemekten alamadığım “XL” klibine tutulduğumu ve o her çıktığında Nil’in taklidini yaptığımı hatırlıyorum. Sanırım bir müzik yıldızı olmayı hayal ediyordum.

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

SEDA ERCİYES

Bu çocuksu hayal ve çaresiz sevda (müzik) kalbimi önce kocaman yaptı sonra delik deşik etti. En tepelerden dünyayı da gösterdi, bataklığıma da daldırdı. Hayran olduğum tüm ikonlar beni hamur gibi şekillendirdi, sonra hepsini tekrar uğramak üzere bir kutuya kaldırdım ve kendimle uğraştım. Bu aşk, duygularımla başa çıkmayı, kendimi daha iyi tanımamı sağladı, başka insanların hayatına dokunabildim, anılarda var oldum, ilham verdim. Olacağını hiç düşünmediğim şeylerle bana yaşama amacımı tekrar tekrar hatırlattı.

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

SEDA ERCİYES

Kocaman ihtişamlı bir kumaş ve yanında bir defter. Zor zamanlarında yumuşacık ve sarıldığın bir yorgan, bazen de iddialı bir pelerin olabilir. O defterden her zor anında bir sayfa okunacak, sonra okuma bittiğinde boş sayfalara yeni şeyler yazılacak. Sonra o sayfalardan şarkı bestelenecek ve pelerinle sahneye çıkılacak. 

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

SEDA ERCİYES

Çoğu zaman oyun oynamaktan ve hayal kurmaktan ne kadar uzaklaştığımı fark ediyorum. Yaş aldıkça durum daha da vahim. Hayran olduğum şey beni zaman ve mekan algısından koparıp sıkıcı gerçekliğimden bir an olsun kaçırıyor. Müzik ve ikon müzisyenlerin benim üzerimde böyle bir etkisi var, bunu hiçbir şeye değişemem.

O kişinin yarattığı gezegene gidip kendi köyümü kuruyorum, kendi sıram gelince onun kurallarıyla ve renkleriyle elimi oynamak için bekliyorum. Bu, kendi sanatçı yolculuğumda içimdeki çocuğu iyileştirmeye yardımcı oluyor. Görülüyorum ve ben de aynı hisleri başkasına yaşatmak için heyecanlanıyorum.


SANA HAYRANIM #6 | LARA LAKAY

SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ

SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

SANA HAYRANIM #2 | DİLARA ŞAHİN

SANA HAYRANIM #1 | AYLİN KUTKU

EVİN SALONUNDAN BRITPOP’UN POSTERİNE: OASIS’IN DEFINITELY MAYBE ALBÜMÜNÜN KAPAK HİKÂYESİ

0019

Hikaye

Müzik, hiçbir zaman kulağımızdan geçenlerle sınırlı olmadı. Albüm kapakları, afişler, kartonetler ve tabii ki mörçler; şarkıların görünür hâle gelen uzantıları olarak bizi sanatçıların kurduğu dünyaların içine çekti. 1994’te yayımlanan Definitely Maybe, Britpop’un en kendinden emin çıkışlarından biri olmanın yanı sıra, görsel diliyle de bir kuşağın belleğine kazındı. 2024 yılında 30 yaşına giren bu albümün Manchester’da sıradan bir oturma odasından başlayıp kültürel simgeye dönüşen kapak fotoğrafının hikâyesine davetlisin.

oasis_Definitely Maybe_1
Oasis, Definitely Maybe (1994)

Bir ev, bir fotoğraf, bir kuşağın imgesi

Fotoğrafın çekildiği adres, Paul “Bonehead” Arthurs’ın West Didsbury’deki evi, o günlerde kimsenin turistik bir durak olarak görmediği sıradan bir sokaktaydı. Noel Gallagher, kapağın ilhamını Beatles’ın Japonya’da bir otel odasında çekilmiş samimi bir fotoğrafından aldı. Sanat direktörü Brian Cannon ise bu fikri, Jan van Eyck’in Arnolfini Portresi’nin sembol yüklü kurgusuyla harmanladı. Böylece hem ev içi bir rahatlık hem de dikkatle yerleştirilmiş metaforlarla dolu bir kompozisyon ortaya çıktı. Çıplak parke zeminin boşluğunu doldurmak için Liam Gallagher’ın yere uzandığı o poz, hem teknik bir ihtiyacın hem de albümün rüya ile gerçek arasındaki tavrının görsel karşılığıydı.

Fotoğrafta salona serpiştirilen detaylar, Oasis’in kimliğini kelimelerden önce tanımlayan işaretler oldu. Bonehead’in pembe flamingosu, Liam ve Noel’in mavi-beyaz Manchester City sevgisini yansıtan Rodney Marsh fotoğrafı, George Best portresi, Noel’in Burt Bacharach hayranlığını gösteren albüm kapağı… Hepsi, müziğin beslendiği kişisel dünyaların izlerini taşıyordu. Tavanın ortasında asılı duran ve uzun pozlama sırasında döndürülerek bulanıklaştırılan şişme dünya ise Noel’in esprisiyle “küresel hâkimiyet” hayalinin simgesiydi.

Oasis, Definitely Maybe (1994)
The Beatles’ın Japonya’da bir otel odasında çekilen özel baskı plak tasarımı
oasis_Definitely Maybe_3
Definitely Maybe albüm kapak fotoğrafının çekildiği salon

Western filmleri ve Britpop’un kesiştiği an

Arka planda, Noel’in en sevdiği film The Good, the Bad and the Ugly’den bir sahne, eski televizyon ekranında donmuştu. Western sinemasının geniş bozkırlarına ait o kare, Britpop’un şehirli enerjisiyle yan yana geldiğinde hem zamansız hem de yerden bağımsız bir hissiyat yaratıyordu. Albümün arka kapağında Sergio Leone’nin başka bir filmi, A Fistful of Dollars yer aldı. Grup, müzik ve sinema arasındaki diyaloğu katmanlaştırmaktan belli çok keyif aldı.

Çekim günü, söylentilerin aksine kaotik değil, titizlikle planlanmış bir atmosferde geçti. Öncesinde yapılan deneme çekimleri, ışığın ve kadrajın neredeyse kusursuz ayarlanmasını sağladı. Cannon’un deyimiyle, “tek karede her şey klik etti.” Bu sahne, Oasis’in meydan okuyan ama hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bilen tavrını net biçimde yansıtıyordu. Bugün, 2025’te geri dönüş konserleriyle yeniden gündemin merkezinde yer alan grup, bu planlı özgüveni markalarla yaptığı kusursuz iş birliklerine ve yeni jenerasyonun ilgisini çeken projelere de taşıyor.

Definitely Maybe (1994) albüm kapağına dair detayların yer aldığı bir görsel. (Kaynak: Reddit)

Bir kapağın ölümsüzlüğü

Definitely Maybe, yayımlandığı ilk haftada 86 bin kopya satarak İngiltere tarihinin en hızlı satan çıkış albümü olmuştu. Albüm, Britpop’u ana akıma taşıdı, Knebworth’teki yüz binlerce kişilik konserlerin kapısını araladı. Bir kapak fotoğrafı, şarkılar kadar grubun kimliğini taşıyan sembole dönüştü. Bugün, Stratford Avenue’deki ev artık özel mülk. Ancak hâlâ dünyanın dört bir yanından hayranlar kapısına geliyor. Kimisi sadece dışarıdan bakıyor, kimisi içeriyi görebilmek için şansını deniyor. Aslında aradıkları şey, bir zamanlar orada toplanan genç bir grubun, kendi salonundan tüm dünyaya sesini duyurduğu o donmuş an.

31 yılın ardından Definitely Maybe kapağı; 90’ların başındaki özgüvenin, sokak zekâsının ve yaratıcı enerjinin hâlâ canlı bir kanıtı. Ve evet, tıpkı şarkının dediği gibi: live forever.

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz