ŞUBAT = AŞK AYI. MELİKE ŞAHİN VE KALBEN AŞK SETLERİNİ KEŞFET.

DAVID BOWIE’NİN SEMBOLLER YAZDIĞI VEDA: ★(BLACKSTAR)

0024

Hikaye


★ (Blackstar), 8 Ocak 2016’da, David Bowie’nin 69. doğum gününde yayımlandı. Albüm, iki gün sonra gelen ölüm haberiyle birlikte dinleyenler için kendiliğinden bir veda duygusu kazandı. Yine de kapak, bu duyguyu açıkça anlatmayı seçmedi. Bowie, son albümünde sahnenin önünden çekildi, sözü sembollere, boşluklara ve sessizliğe bıraktı. Görsel evreninde, aceleye yer yoktu. Durup bakmak, sorgulamak ve kavramsal derinlik esastı.


Blackstar, Bowie’nin kariyerinde ön kapakta fotoğrafın tamamen ortadan kalktığı ilk albüm oldu. Tasarımcısı Jonathan Barnbrook’la alınan bu karar, Blackstar’dan bir önceki albüm olan The Next Day’de yüzün beyaz bir kareyle kapatılmasının bir adım ötesine geçmek demekti. Bu kez maskeleme bile yoktu. Ortada, bütün anlamı tek başına taşıması beklenen bir işaret vardı. David Bowie’nin kimliği artık bir portreden öte, yoğunlaşmış bir görsel fikrin içindeydi.

Jonathan-Barnbrook_David-Bowie_Blackstar_album-cover-morc_studio_1
David Bowie, ★(Blackstar)

★ İşaretinin Dili


Kapağın merkezindeki siyah yıldız, albüm adını yazmaktan bilinçli biçimde kaçınan güçlü bir tercihti. Barnbrook’un da bir röportajında söylediği gibi bu sembol, bir kapanış hissini, bir karanlığı ve yalınlığı aynı anda barındırıyordu. Yıldız, uzaya dair çağrışımlarla sona dair duyguları tek bir biçimde bir araya getirdi. Albüm adı yoktu, seziliyordu; anlam kelimeler yerine, görüntünün kendisinde saklıydı.

David-Bowie_Blackstar_album_skecth_morc_studio_1
‘Button Eyes 1’, Blackstar videosu için illüstrasyon, David Bowie. © Victoria ve Albert Müzesi, Londra
David-Bowie_Blackstar_album_skecth_morc_studio_3
Blackstar şarkı sözleri, David Bowie. © Victoria ve Albert Müzesi, Londra
David-Bowie_Blackstar_album_skecth_morc_studio_2
Tarihsiz performans taslağı, David Bowie. © Victoria ve Albert Müzesi, Londra

Gürültü Çağında Sadelik

Barnbrook, Blackstar’ı tasarlarken görsel kalabalığın her yeri sardığı bir dönemde bilinçli bir sadeleşmeye yöneldi. Dijital dünyada görüntülerin durmaksızın aktığı bir ortamda, tek bir işaretle ayakta duran bir kapak fikrine odaklandı. Amaç azaltmaktan öte; özü daha net hâle getirmekti. Yıldız, fazlalıklardan arındırılmış bir görsel alanın tam ortasında, sessiz ama güçlü bir şekilde duruyordu.

Nesne Olarak Plak

Vinil baskıda yıldızın kapaktan oyularak plağın görünür hâle gelmesi, kapağın fikrini daha da derinleştirdi. Plak; çizilen, zamanla iz taşıyan ve eskimeye açık bir nesneydi. Barnbrook’a göre bu fiziksel kırılganlık, albümün taşıdığı duyguyla doğrudan bağlantılıydı. Müzik, soyut bir deneyim olmaktan çıkıp zamanın izlerini üzerinde taşıyan gerçek bir nesneye dönüşüyordu.

Jonathan-Barnbrook_David-Bowie_Blackstar_album-cover-morc_studio_1
★(Blackstar) için plak albüm kapağı tasarımı, 2016

Bowie ile Çalışma Biçimi

Barnbrook, söyleşilerinde David Bowie ile doğrudan çalıştıklarını; fikirlerin aracı katmanlar olmadan paylaşıldığını anlatıyor. Süreçin zaman zaman yön değiştiren, denemeye açık ve her şeyi yeniden düşünmeye alan açtığından bahsediyor. Belli ki Bowie için kapak, albümü süsleyen bir detay yerine; onunla aynı ağırlığı taşıyan bir ifade alanıydı. Görselin bu denli tartışma yaratması da bu yaklaşımın doğal bir sonucuydu.

David-Bowie_Blackstar_album-shooting-morc_studio_1
David Bowie‘nin Blackstar albümünün tanıtımı için yaptığı son fotoğraf çekimi. Fotoğraf: Jimmy King
David-Bowie_Blackstar_album-shooting-morc_studio_2
David Bowie‘nin son fotoğraf çekimi. Fotoğraf: Jimmy King
David-Bowie_Blackstar_album-shooting-morc_studio_3
David Bowie‘nin son fotoğraf çekimini yaptığı yer. 520 Kingsland Avenue, Greenpoint, Brooklyn.

Sonsuzluğa açılan bir boşluk: Blackstar

Gelelim bugüne. On yıl sonra Blackstar kapağı, müzik tarihinde sembolün en güçlü kullanımlarından biri olarak anılıyor. Yüzsüz, metinsiz ve sessiz bir tasarım; buna rağmen derin ve kalıcı bir anlama sahip. David Bowie’nin son albümü, sesi kadar görüntüsü ve taşıdığı fikirlerle de zamana direniyor. ★, hem bir kapanışı hem de sonsuzluğa açılan bir boşluğu aynı anda hatırlatıyor ve kendi içinde döngüsü tamamlamaya devam ediyor.

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz

ÇELİĞİN ALTINDAKİ İNSANLIK: QUEEN, NEWS OF THE WORLD

0022

Hikaye

1977 yılı, rock müziğin sesle değil, imgeyle de anlatıldığı bir dönemin temsili. Queen’in altıncı stüdyo albümü News of the World, bu dönüşümün simgesi haline geldi. Albüm kapağında yer alan dev robot, müziğin taşıdığı teatral enerjiyi bir bilimkurgu atmosferine dönüştürüyordu. Görsel, grubun teatral kimliğini yeni bir düzleme taşıyarak hem albümün ruhunu hem de dönemin toplumsal bilinçaltını temsil etti. Soğuk metalin içinde saklı bir vicdanı anlatan bu görsel, dönemin estetik ve politik gerilimlerini sessizce yansıttı.

Queen davulcusu Roger Taylor, 1953 tarihli Astounding Science Fiction dergisinde Frank Kelly Freas’ın çizimini gördüğünde bu imgenin grubun enerjisine nasıl denk düştüğünü hemen fark etti. Freas, illüstrasyonun yeniden yorumunda robotun eline Queen üyelerini yerleştirerek müziğin teatral gücünü görsel bir trajediye dönüştürdü. Ortaya çıkan sonuç, rock tarihinin en unutulmaz simgelerinden biri oldu: Güçle vicdanın, teknolojiyle insani pişmanlığın yan yana var olduğu bir dünya.

Çeliğin Altındaki İnsanlık: Queen, News of the World
Queen, News Of The World (1975)

Soğuk Metalin İçinde Vicdan


Albüm kapağının merkezindeki robot, yıkımın sembolü olmasının ötesinde, insanlığın kendi yarattığı güç karşısında duyduğu suçluluğun da simgesiydi. Bakışlarındaki ifade, bir tür farkındalığı ima ediyordu; hem yaratıcı hem de yok edici bir varlık olarak insanın kendine tuttuğu ayna gibiydi. Bu yönüyle, Freas’ın çizimi dönemin hızla büyüyen teknolojik iyimserliğine bir karşı tez oluşturdu: Güç, bilinç olmadan tehlikeye dönüşür.

Çeliğin Altındaki İnsanlık: Queen, News of the World
Astounding Science Fiction, Tom Godwin, Mart 1954. Kapak illüstrasyonu Kelly Freas tarafından yapılmıştır; bu eser daha sonra Queen’in News of The World albüm kapağında kullanılmıştır.
Çeliğin Altındaki İnsanlık: Queen, News of the World
Queen’in News of The World albümünün arka kapağında da aşırı robot dehşeti devam ediyor.
Çeliğin Altındaki İnsanlık: Queen, News of the World
Roger Taylor, 1977 yılında Elektra Records tarafından Queen için düzenlenen bir partide Astounding Science Fiction kitabının bir kopyasını alıyor. Görsel: Michael Ochs

Rock Sahnesinde Sinematik Gerilim

Queen’in teatral müziği, bu albümle sinematik bir dile kavuştu. Kapağı gören dinleyici, müziği henüz duymadan hikâyenin atmosferine dahil oluyordu. We Will Rock You ve We Are the Champions gibi parçalar, kapağın yarattığı dramatik evrende yankılanarak bir tür kolektif kahramanlık mitine dönüştü. Bu bütünlük, rock tarihindeki ilk “sinema gibi kurgulanmış” albüm deneyimlerinden biri olarak anıldı.

Soğuk Savaşın Gölgesi

1970’lerin sonu, hem teknolojik ilerlemenin büyüsünü hem de nükleer korkunun karanlığını bir arada taşıyordu. News of the World’ün kapağı bu ikili hissi ustalıkla yakaladı. Metalin sert yüzeyi ile insan teninin sıcaklığı aynı yüzeyde buluştu. Bu çelişki, dönemin toplumsal kaygılarını ve insanın kendi icatlarına duyduğu hayranlıkla korku arasındaki o ince dengeyi görselleştirdi.

Çeliğin Altındaki İnsanlık: Queen, News of the World
Frank Kelly Freas tarafından boyanmış olan Queen’in News of The World albümünün kapak içi

Kitle Estetiği ve Mit Yaratımı

Queen, müziğini bir mitolojiye dönüştürme konusunda olağanüstü bir sezgiye sahipti. Albüm kapağı da bu mitin görsel manifestosuydu. Grubun kitlesel coşkusu, Freas’ın imgesinde dramatik bir ağırlık kazandı. Rock sahnesi, o an itibariyle müzik yapılan bir yer olmaktan çıkıp bir sanat galerisine dönüştü. Kitleler, hem sesin hem imgenin bir parçası haline geldi.

Frank Kelly Freas’ın Zihinsel Evreni

Freas, bilimkurgunun geleceğe dair bir fantezinin ötesinde, insanın iç dünyasını keşfetmenin de bir yolu olduğunu göstermişti. Queen’le kurduğu bu işbirliği, illüstrasyonun çağdaş sanatla kesiştiği nadir örneklerden biri oldu. Onun çizgilerinde makinelerle insanlar arasındaki sınır bulanıklaşırken, müzik de o sınırda yankı buldu.

Çeliğin Altındaki İnsanlık: Queen, News of the World
Queen

Bir Miras Olarak “News of the World

Aradan geçen yıllar, bu albüm kapağını müzik tarihinin en ikonik görsellerinden biri haline getirdi. Freas’ın robotu hâlâ zamansız görünüyor; 1970’lerin ruhunu, teknolojinin büyüsünü ve insanın içsel çatışmasını aynı anda taşıyor. News of the World, müzik tarihinde klasikleşen bir albüm olmanın yanında, sesin ve görselin kusursuz bir birlikteliği olarak kazındı. Bu birliktelik, rock müziğin hâlâ neden bir sanat formu olarak tartışılmaya değer olduğunu hatırlatıyor.

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz

STÜDYONUN ORTASINDA YANAN ADAM: PINK FLOYD’UN WISH YOU WERE HERE KAPĞININ 50 YILLIK YANKISI

0021

Hikaye

Birini gerçekten gördüğümüzü sanırken aslında neyi gözden kaçırırız? Pink Floyd, bu soruyu 1975’te modern bir mitolojiye dönüştürdü: Bir anlaşma anında alevler içinde kalan bir iş insanı. Wish You Were Here albümünün kapağı, müziğin endüstriyle, samimiyetin sahtelikle ve varlığın yoklukla girdiği tekinsiz bir diyaloğun görsel anlatısına dönüştü. Plak kabını bir yüzey olmaktan çıkarıp düşünsel bir alana çeviren bu tasarım, elli yıl sonra bile bizi aynı paradoksun içine davet ediyor: el sıkışmanın boşluğu, alevin gerçeği ve her şeye sinen o derin yoksunluk hissi.

### Stüdyonun Ortasında Yanan Adam: Pink Floyd’un Wish You Were Here Kapağının 50 Yıllık Yankısı
Pink Floyd, Wish You Were Here (1975)

Bir Kelimenin Peşinde: Stüdyodaki Hayalet ve “Yokluk” Fikri

The Dark Side of the Moon‘un yarattığı devasa beklenti dalgasının ardından grup, stüdyoda daha içe dönük ve keskin bir arayışa girdi. Efsanevi tasarım kolektifi Hipgnosis, parçaları dinlerken tek bir kavrama kilitlendi: yokluk (absence). Bu sadece grubun kurucusu Syd Barrett’in stüdyodaki hayaletimsi varlığına bir gönderme değildi. Aynı zamanda müzik endüstrisinin ruhu emen makinesine, sanatçının şöhret karşısındaki yabancılaşmasına ve insanın duygularını gizlemek için ördüğü duvarlara yönelik bir tespitti. Albümün omurgasını oluşturan bu fikir, tüm görsel evrenin de anahtarı olacaktı.

### Stüdyonun Ortasında Yanan Adam: Pink Floyd’un Wish You Were Here Kapağının 50 Yıllık Yankısı
Pink Floyd, Wish You Were Here (1975) albüm kapağı | Fotoğraf: Hipgnosis/Aubrey Powell
Storm Thorgerson, yüzü olmayan kişinin “ruhunu satan bir satıcı” olduğunu ve (albümün) arka kapağında yer aldığını söylemiştir. Fotoğraf Yuma Çölü’nde çekildi. Toprağı temsil ettiği belirtilen bu figürde, el ve ayak bileklerinin olmamasının onu “içi boş bir takım elbise” olarak gösterdiği söylenir. Fotoğraf: Hipgnosis/Aubrey Powell
Plağın iç zarfında yer alan kırmızı tül fotoğrafı. Fotoğraf: Hipgnosis/Aubrey Powell

Boşluğun Görsel Senfonisi: Alevler, Çöller ve Sıçramayan Bedenler

Hipgnosis, “yokluk” temasını tek bir imgeyle sınırlamadı; albümün her yüzeyine işledi. Ön kapaktaki meşhur kare, Hollywood’un yapay cenneti Warner Bros. film platosunda, dublörler ve gerçek alevler kullanılarak çekildi. Bu merkezi ve risk dolu imge, albümün diğer yüzeylerine yayılan bir yankılar sistemiyle desteklendi: Arka kapakta çölün ortasında duran, kimliksiz ve içi boş bir takım elbise; iç kapakta rüzgârda savrulan bir tülün ardındaki belli belirsiz bir silüet ve suya hiç iz bırakmadan dalan bir adamın olduğu fotoğraf… Her biri, varlar ve aslında yoklar.

Stüdyonun Ortasında Yanan Adam: Pink Floyd’un Wish You Were Here Kapağının 50 Yıllık Yankısı
Definitely Maybe (1994) albüm kapağına dair detayların yer aldığı bir görsel. (Kaynak: Reddit)

Metaforun Fiziği: Gerçek Ateş, Soğuk Bir Eleştiri

Bu görsel dilin en çarpıcı yönü, riskin dijital efektlerle değil, fiziksel olarak alınmış olmasıdır. Ateşin gerçekliği, sadece bir üretim tercihi değil, albümün ruhunun ta kendisiydi. Bu analog ve otantik tavır, Wish You Were Here‘ın müzik endüstrisine yönelik soğuk eleştirisini somutlaştırıyordu. Güvenin sembolü olması gereken el sıkışma, içi boş bir ritüele dönüşürken, alevler “sektörde yanma” tehlikesinin çıplak bir metaforu haline geliyordu. Kapağın dili, “Have a Cigar” parçasının alaycı sözleri ve “Welcome to the Machine”in metalik yankısıyla birebir konuşuyordu: temasın sahteliği ve sanatçının içten içe yanışı.

Stüdyonun Ortasında Yanan Adam: Pink Floyd’un Wish You Were Here Kapağının 50 Yıllık Yankısı
Albümün, plak dükkanlarında göründüğü haliyle siyah shrink-wrap ambalajı içindeki şekli.

Paketleme Olarak Performans: Dinleyiciyi Sahneye Davet

Hipgnosis, bu görsel dünyayı dahi bir jestle gizledi: Albüm, içindeki ikonik fotoğrafı tamamen örten siyah, opak bir ambalajla kaplandı. Dış yüzeyde ise insani temasın yerini alan soğuk, mekanik bir el sıkışma logosu vardı. Bu hamle, mağaza rafını küçük bir sergiye dönüştürdü ve plağı, dinlenmeden önce bile düşünsel bir nesne haline getirdi. Daha da önemlisi, dinleyiciyi sahneye çağırıyordu. Siyah ambalajı yırtma eylemi, izleyiciyi pasif bir tüketiciden, eserin gizemini çözen aktif bir katılımcıya dönüştürüyordu.

Elli Yıllık Metodoloji ve Son Fısıltı

Elli yıl sonra bu görsel dünyanın etkisi hâlâ sarsıcı. Wish You Were Here‘ın kapağı, cesur bir konseptin ve tek bir kavrama adanmış bir ekibin disiplinli bir ürünüdür. Hipgnosis’in metodolojisi bugün bile geçerliliğini koruyor: önce müziği derinlemesine anlamak, sonra görsel dünyayı onun ruhuna göre inşa etmek. Bu kapak, en vurucu ifadenin bazen “göstermemekten” doğduğunu kanıtladı. Müzik sustuğunda geriye kalan şey bir fotoğraf karesi değil, o karenin içine sığdırılmış derin bir düşüncedir.

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz

EVİN SALONUNDAN BRITPOP’UN POSTERİNE: OASIS’IN DEFINITELY MAYBE ALBÜMÜNÜN KAPAK HİKÂYESİ

0019

Hikaye

Müzik, hiçbir zaman kulağımızdan geçenlerle sınırlı olmadı. Albüm kapakları, afişler, kartonetler ve tabii ki mörçler; şarkıların görünür hâle gelen uzantıları olarak bizi sanatçıların kurduğu dünyaların içine çekti. 1994’te yayımlanan Definitely Maybe, Britpop’un en kendinden emin çıkışlarından biri olmanın yanı sıra, görsel diliyle de bir kuşağın belleğine kazındı. 2024 yılında 30 yaşına giren bu albümün Manchester’da sıradan bir oturma odasından başlayıp kültürel simgeye dönüşen kapak fotoğrafının hikâyesine davetlisin.

oasis_Definitely Maybe_1
Oasis, Definitely Maybe (1994)

Bir ev, bir fotoğraf, bir kuşağın imgesi

Fotoğrafın çekildiği adres, Paul “Bonehead” Arthurs’ın West Didsbury’deki evi, o günlerde kimsenin turistik bir durak olarak görmediği sıradan bir sokaktaydı. Noel Gallagher, kapağın ilhamını Beatles’ın Japonya’da bir otel odasında çekilmiş samimi bir fotoğrafından aldı. Sanat direktörü Brian Cannon ise bu fikri, Jan van Eyck’in Arnolfini Portresi’nin sembol yüklü kurgusuyla harmanladı. Böylece hem ev içi bir rahatlık hem de dikkatle yerleştirilmiş metaforlarla dolu bir kompozisyon ortaya çıktı. Çıplak parke zeminin boşluğunu doldurmak için Liam Gallagher’ın yere uzandığı o poz, hem teknik bir ihtiyacın hem de albümün rüya ile gerçek arasındaki tavrının görsel karşılığıydı.

Fotoğrafta salona serpiştirilen detaylar, Oasis’in kimliğini kelimelerden önce tanımlayan işaretler oldu. Bonehead’in pembe flamingosu, Liam ve Noel’in mavi-beyaz Manchester City sevgisini yansıtan Rodney Marsh fotoğrafı, George Best portresi, Noel’in Burt Bacharach hayranlığını gösteren albüm kapağı… Hepsi, müziğin beslendiği kişisel dünyaların izlerini taşıyordu. Tavanın ortasında asılı duran ve uzun pozlama sırasında döndürülerek bulanıklaştırılan şişme dünya ise Noel’in esprisiyle “küresel hâkimiyet” hayalinin simgesiydi.

Oasis, Definitely Maybe (1994)
The Beatles’ın Japonya’da bir otel odasında çekilen özel baskı plak tasarımı
oasis_Definitely Maybe_3
Definitely Maybe albüm kapak fotoğrafının çekildiği salon

Western filmleri ve Britpop’un kesiştiği an

Arka planda, Noel’in en sevdiği film The Good, the Bad and the Ugly’den bir sahne, eski televizyon ekranında donmuştu. Western sinemasının geniş bozkırlarına ait o kare, Britpop’un şehirli enerjisiyle yan yana geldiğinde hem zamansız hem de yerden bağımsız bir hissiyat yaratıyordu. Albümün arka kapağında Sergio Leone’nin başka bir filmi, A Fistful of Dollars yer aldı. Grup, müzik ve sinema arasındaki diyaloğu katmanlaştırmaktan belli çok keyif aldı.

Çekim günü, söylentilerin aksine kaotik değil, titizlikle planlanmış bir atmosferde geçti. Öncesinde yapılan deneme çekimleri, ışığın ve kadrajın neredeyse kusursuz ayarlanmasını sağladı. Cannon’un deyimiyle, “tek karede her şey klik etti.” Bu sahne, Oasis’in meydan okuyan ama hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bilen tavrını net biçimde yansıtıyordu. Bugün, 2025’te geri dönüş konserleriyle yeniden gündemin merkezinde yer alan grup, bu planlı özgüveni markalarla yaptığı kusursuz iş birliklerine ve yeni jenerasyonun ilgisini çeken projelere de taşıyor.

Definitely Maybe (1994) albüm kapağına dair detayların yer aldığı bir görsel. (Kaynak: Reddit)

Bir kapağın ölümsüzlüğü

Definitely Maybe, yayımlandığı ilk haftada 86 bin kopya satarak İngiltere tarihinin en hızlı satan çıkış albümü olmuştu. Albüm, Britpop’u ana akıma taşıdı, Knebworth’teki yüz binlerce kişilik konserlerin kapısını araladı. Bir kapak fotoğrafı, şarkılar kadar grubun kimliğini taşıyan sembole dönüştü. Bugün, Stratford Avenue’deki ev artık özel mülk. Ancak hâlâ dünyanın dört bir yanından hayranlar kapısına geliyor. Kimisi sadece dışarıdan bakıyor, kimisi içeriyi görebilmek için şansını deniyor. Aslında aradıkları şey, bir zamanlar orada toplanan genç bir grubun, kendi salonundan tüm dünyaya sesini duyurduğu o donmuş an.

31 yılın ardından Definitely Maybe kapağı; 90’ların başındaki özgüvenin, sokak zekâsının ve yaratıcı enerjinin hâlâ canlı bir kanıtı. Ve evet, tıpkı şarkının dediği gibi: live forever.

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz

PRINCE’İN MORLA KAPLI EVRENİ: PURPLE RAIN VE SEMBOLİZM

0018

Hikaye

Bir kişi, sislerin içinde bir motosikletin üstünde, yüzünde meydan okuyan bir ifade. Arkasında bir film platosu, önünde bir estetik devrim. Purple Rain’in kapağında başlayan bu görsel hikâyeyi, Prince’in yaratıcı evreni ve müzik tarihindeki yeriyle birlikte inceledik.

PRINCE, PURPLE RAIN VE SEMBOLİZM
Prince’in Purple Rain albüm kapağı

Sahne Değil, Set: Kapağın Mekânı

Albümün kapağında dumanlar arasında beliren bir figür olarak Prince, 1981 model özelleştirilmiş Hondamatic motosikleti üzerinde mor takım elbisesiyle poz verir. Yüzünde hem meydan okuyan hem de melankolik bir ifade vardır. Fotoğrafın dramatik kompozisyonu, California’daki Warner Bros stüdyolarının Hennesy Sokağı’nda, yapay bir New York mahallesinde çekildi. Bu sahte sokak, bir film platosundan çok Prince’in iç dünyasının fiziksel bir uzantısı oldu.

PRINCE, PURPLE RAIN VE SEMBOLİZM
Prince ve hayat boyu yakın arkadaşı olan Apollonia Kotero
PRINCE, PURPLE RAIN VE SEMBOLİZM
Prince‘in ilk kez beyaz perdede rol aldığı Purple Rain filminin afişi.

Çiçekler, Çerçeveler ve Apollonia

Görselin kenarlarını saran çiçekli çerçeve, albüm kapağına barok bir romantizm katarken fondaki detaylar ise filmdeki dramatik gerilimi görsel olarak sembolledi. Kapakta yer alan kadın figürü, Prince’in filmdeki partneri Apollonia Kotero’dur. Bu anlamlı detay, müzik, görsel sanat ve hikâye anlatıcılığının nasıl iç içe geçtiğinin bir kanıtı.

PRINCE, PURPLE RAIN VE SEMBOLİZM
Prince’in The Revolution ile birlikte çıktığı 1984-1985 yıllarındaki turne fotoğraf kitabı
PRINCE, PURPLE RAIN VE SEMBOLİZM
Fotoğraf kitabından kareler
PRINCE, PURPLE RAIN VE SEMBOLİZM
Fotoğraf kitabından kareler

Pink Floyd’dan miras kalan döngü

Kapağın çekildiği stüdyonun yıllar önce Pink Floyd’un Wish You Were Here albüm kapağının da çekildiği yer olması, bu görselin müzik tarihindeki döngüsünün bir karşılığı. Prince’in estetik anlayışı; barok, gotik, post-punk ve erotik imgeleri aynı potada eriterek hem zamanının ötesine geçti, hem de köklerine sadık kaldı.

Prince’in görsel dili albümün estetiğini kurarken aynı zamanda kimlik, arzu ve dönüşüm temalarını da taşıyan güçlü bir anlatıya dönüştü. Bu kapakta kullanılan renk, mekân, kostüm ve kompozisyon seçimleri, bir müzikal eserin görsel hafızaya nasıl işlenebileceğini gösteren bir kanıt aynı zamanda.

PRINCE, PURPLE RAIN VE SEMBOLİZM
Fotoğraf: Richard E. Aaron
PRINCE, PURPLE RAIN VE SEMBOLİZM
Albümün tasarım evreninden detaylar

Bugün dönüp bakıldığında, Purple Rain kapağı yalnızca bir dönemin değil, müzik tarihinin de öne çıkan görsel anlatılarından biri olarak yerini koruyor. Onlarca yıl sonra bile hâlâ sorulmaya devam eden o soru, bu görselin gücünü özetliyor: Bir albüm kapağı, bir hikâyeyi tek karede anlatabilir mi?

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz.

MÜZİK, GÖRSELLİK VE BİR OTOYOL HİKÂYESİ: OK COMPUTER’IN SIRLARLA DOLU EVRENİ

0017

Hikaye

Müzik, her zaman sadece duyduklarımızdan ibaret olmadı. Albüm kapakları, posterler, plak tasarımları ve hatta tişörtler; seslerin somutlaşan hâlleri olarak bizi sanatçıların yarattığı evrenin daha derinlerine çeker. Radiohead’in ikonik albümü “OK Computer” bu gerçeğin en güçlü örneklerinden biri. 28 yaşını dolduran albümün görsel evreninde otoyol rüzgarını içimize çekerek bir tur attık.

Beyazın içindeki belirsizlik: Donwood’un görsel felsefesi

1997 yılında yayınlanan “OK Computer”, müzikal anlamda bir devrim yaratmanın yanında görsel kimliğiyle de albüm kapaklarının ne kadar önemli olduğunu yeniden hatırlattı. Stanley Donwood’un Thom Yorke ile birlikte tasarladığı bu kapak, ilk bakışta kaotik ve belirsiz görünür. Ancak bu belirsizliğin ardında bilinçli ve derin bir anlam dünyası mevcut.

OK Computer’ın 20. yılında çıkan OKNOTOK isimli özel box set’i
OK Computer’ın 20. yılında çıkan OKNOTOK isimli özel box set’i

Hartford’tan kozmosa: Bir hayranın dedektifliği

Örneğin, Sex Pistols’ın amiral gemiliğini yaptığı punk rock; soylu statüleri, temel ve muhafazakar aile değerlerini, sözümona ahlaklı bir yaşamın değerlerini reddetti. Öte yandan punk rock, müziğin ötesine geçen duruşunu mohawk saç stillerinde, siyah deri ceketlerde, spike (çivili) bilekliklerde, dudaklarına çengelli iğne geçirilmiş Kraliçe Elizabeth tişörtlerinde ve daha birçok stil, aksesuar ve merch’te somutlaştırdı. Şarkıların ve albümlerin ses manzaralarından sokağa; günlük yaşama, gardroplara ve vücutlara taşan müzik, sığınılan ve ait olunan çatı bir kimliğin temsiliydi. Müzik, normlarla kavgalı ve günün beyaz Britanyalı değerlerine yabancılaşmış bir neslin özgürlüğe kaçış bileti olarak stüdyonun sterilliğinden hayatın karmaşasına ve renkliliğine aktı.

Amerika’nın Connecticut eyaletindeki Hartford şehrinde bulunan bir kavşağı gören Hilton Oteli’nin penceresinden bir fotoğraf

Bu kapak görselinin bulunmasıyla müziğin ve tasarımın etkileşim gücü bir kez daha gözler önüne serildi. İnsanlar, sevdikleri albümlerin dünyasına daha derinlemesine girmek ister. Çünkü bir albüm, sadece şarkılardan ibaret değildir; sanatçının zihin dünyasına açılan bir kapıdır. Radiohead, bu kapıyı müzik ve görsel sanatın kusursuz birleşimiyle sonuna kadar açtı.

Radiohead - OK Computer cover
Radiohead – OK Computer albümünün kapağı

Görselin simgesel yükü ve gücü

Thom Yorke ve Stanley Donwood, kapağı tasarlarken belirsizliği, bulanıklığı ve kaosu özellikle tercih etmişti. Hayatın öngörülemezliği, kaderin kaçınılmaz müdahalesi ve modern dünyanın birey üzerinde yarattığı yabancılaşma hissi, bu soyutlaştırılmış otoyolda görselleşti. Kapakta bulunan “Lost Child” afişi ve bulanık harfler, albümün derinliklerinde anlatılan hikâyelerin ipuçlarına sahip.

Pink Floyd’a açılan arka kapı

Hikâye bununla sınırlı değil. Albüm kapağı, Pink Floyd gibi kült grupların ikonik görsellerine de atıflar mevcut. Kapaktaki iki erkek silüeti, Pink Floyd’un “Wish You Were Here” albümündeki iş insanlarını çağrıştırırken domuz figürü de “Animals” albümündeki efsanevi Algie’ye bir işaret olabilir. Bu bağlantılar, dinleyicileri albümler arası görsel ve kavramsal yolculuğa bir davet aynı zamanda.

OKNOTOK box set’i hazırlanmış bir tanıtım içeriği

Fiziksel bir yer, kolektif bir hafıza

“OK Computer” albümünün görsel dünyasının bu denli detaylı ve derinlikli olması, onu sadece müzik olarak tüketmenin ötesine taşıdı. “OK Computer” kapağındaki yol, yıllar içinde gerçek bir yolculuğa dönüştü; hayranları için fiziksel bir ziyaret noktası, ortak bir hikâye, kolektif bir hafıza yarattı.

OK Computer albümünün kitapçığından taratılmış tasarım detayları
Albümün tasarım evreninden detaylar

Müziğin gücü tam da burada saklı. Sesleri görsellere, duyguları nesnelere, hikâyeleri ortak anılara dönüştürdü. “OK Computer”ın kapağı, tüm bu katmanları içinde barındıran bir sanat eseri olarak bugün hâlâ bizi keşfetmeye ve anlamaya davet ediyor. Ne büyüleyici ama…

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz.

2 TONE PLAK ŞİRKETİ BİR MODA AKIMINA NASIL YÖN VERDİ?

0014

Hikaye

Coventry sokaklarından yükselen 2 Tone akımı, plak şirketinin logosundan gençlerin gardırobuna uzanan ilham dolu hikâyeye sahip.

Britain’s Two Tone Subcultural Movement’s impact on Global Style

1970’li yılların Britanya’sı, yeni müzikal akımların birbiri ardınca ortaya çıktığı bir yıldı. Punk rock’tan gothic rock’a, synth pop’tan reggae, dub ve ska’ya birbirinden farklı birçok janr, ülkeyi yeni ve sıra dışı müziklerin ilham dolu örnekleriyle doldurmuştu. Bu müzikal zenginliğin ortasından yükselen birçok ses otoriteye ve geleneğin dayatmacılığına karşı âdeta müzikal bir cephe oluştururken, müziğin statükoyla restleşen tavrı kendini politik bir güce de dönüştürmüştü.

Örneğin, Sex Pistols’ın amiral gemiliğini yaptığı punk rock; soylu statüleri, temel ve muhafazakar aile değerlerini, sözümona ahlaklı bir yaşamın değerlerini reddetti. Öte yandan punk rock, müziğin ötesine geçen duruşunu mohawk saç stillerinde, siyah deri ceketlerde, spike (çivili) bilekliklerde, dudaklarına çengelli iğne geçirilmiş Kraliçe Elizabeth tişörtlerinde ve daha birçok stil, aksesuar ve merch’te somutlaştırdı. Şarkıların ve albümlerin ses manzaralarından sokağa; günlük yaşama, gardroplara ve vücutlara taşan müzik, sığınılan ve ait olunan çatı bir kimliğin temsiliydi. Müzik, normlarla kavgalı ve günün beyaz Britanyalı değerlerine yabancılaşmış bir neslin özgürlüğe kaçış bileti olarak stüdyonun sterilliğinden hayatın karmaşasına ve renkliliğine aktı.

“God Save the Queen” tişörtü
“God Save the Queen” tişörtü, 1977. Pamuk, metal. New York: Metropolitan Sanat Müzesi, 2018. Kaynak: The Met.

“Britanya’nın Detroit’i”: 70’li Yıllarda Coventry

İşte böyle bir Britanya zamanı ve hâli içinde, punk rock’la dirsek temasına giren, ancak esinleri ve üretimleri ondan farklılaşan yeni bir müzikal akım, karşı bir kültür anlayışı, tasarım çizgisi ve sokağın içinden bir moda dalgasının adım sesleri duyulmaya başlandı. Bu seslerin en çok yankılandığı yer ise “Britanya’nın Detroit’i” olarak anılan Coventry’di. 1940’lı yıllardan başlayarak Karayipli siyahların yaklaşık 30 yıl boyunca göç ettiği Coventry, Britanya’nın araba üretim fabrikasıydı. HMT Empire Windrush gemisiyle başlayan göç akını, Coventry’yi bir endüstriyel merkeze dönüştürürken, aynı zamanda Windrush jenerasyonun da doğumunu müjdeledi. Karayipli göçmenlerin çocuklarını anlatmak için kullanılan Windrush tabiri, siyahlarla beyazların bir arada yetiştiği çokkültürlü bir yer ve zamanı da temsil etti.

Öte taraftan, ırklar ve kültürlerarasılığının getirdiği bir çatışma ve gerginlik ihtimali olduğu kadar, engin bir yaratıcı potansiyel de vardı. Siyahların Karayip adalarından getirdikleri çok boyutlu kültürleri müzikten modaya genişliyor ve beyaz Britanyalıların ev yapımı kültürleriyle etkileşime giriyordu. Bu etkileşim sayesinde Coventry, adım sesleri 1940’lı yılların sonunda HMT Empire Windrush’ın demir atmasıyla duyulmaya başlanan yeni bir füzyonun da tohumlarını attı.

Fred Perry tişörtleri
Fred Perry tişörtleri

2 Tone Müziği, Logoda “Walt Jabsco” ve Fred Perry Tişörtleri

Siyah Britanyalılarla beyaz Britanyalıların yan yanalığından ve kültürel alışverişinden esinle açılan 2 Tone plak şirketi, yoldaşlığından gücünden ve yaratıcı ufuklarından beslendi. The Specials’ın kurucu üyelerinden Jerry Dammers’ın siyasi duruşunun ve müzikal vizyonunun açılımı olan 2 Tone, hem adıyla hem de görsel ve müzikal estetiğiyle Karayipler’den Britanya’ya uzayan bir köprüydü. Ülkenin ırklararası kutuplaşmalarına ve artan aşırı sağ örgütlenmeleri karşısında Coventry’inin siyah tonlarıyla beyaz tonlarını kenetlendiren plak şirketi, bunu Karayip kültürünün müzik ve sokak modasını özgün bir “Britanya karışımına” dönüştürerek gerçekleştirdi.

Jamaika menşeili reggae, dub ve ska gibi janrlar, 2 Tone’nun hibrit müzikal formülünün Atlantik ötesinden alınmış malzemeleriydi. Bu formülde, özellikle yüksek temposu ve poliritmik ses manzaralarıyla ska müziği, punk rock’ın patlayıcı enerjisi ve muhalif tavrıyla buluştu. 2 Tone Ska olarak bilinen bu yeni müzik punk rock’a bakır üflemelileri, İngiltere’ye de Karayipler’in sokak kültürünü transfer etti.

The Selecter grubundan Pauline Black.
The Selecter grubundan Pauline Black.
rude boy’lar
rude boy’lar
The Specials grubundan Terry Hall
The Specials grubundan Terry Hall

Öte taraftan, Jamaika ile Britanya sokaklarının çeperlerinden serpilerek anaakıma taşınan 2 Tone Ska müziği, bu sosyokültürel etkileşimin yalnızca bir ayağıydı. Zira 2 Tone, yarattığı müzik füzyonunu görsel kimliklerinin ve giyim-kuşamlarının da bir parçası yaptı. Örneğin, plak şirketinin siyah renklerle beyaz renklerin iç içe geçtiği damalı logosunun Walt Jabsco adlı uydurma karakteri, Jamaika’nın rude boy modasından esinle yaratıldı. Tonik takım elbisesi, domuz turtası şapkası ve kalem kravatıyla tepeden tırnağa bir rude boy olan Walt Jabsco, Jerry Dammers ve arkadaşlarının aktivist çizgisinin ve ilham kaynaklarının başlı başına bir göstergesi oldu.

2tone-interiors-@garryjonesphotography-119.jpg
Orijinal 2 Tone grup tişörtleri
2tone-interiors-@garryjonesphotography-85.jpg
Herbert Art Gallery & Museum’daki 2 Tone sergisinden görseller.
Cov_Selecter_Kid_©-Toni-Tye.jpg
Elinde Selecter albümü tutan bir çocuk, Coventry, Birleşik Krallık, 1980

2 Tone’nun ska formülü, plak şirketinin tasarımından müzisyenlerinin ve hayranlarının sahiplendiği ve bir üniforma gibi kuşandığı kıyafetlerde de karşılık buldu. Rude boy stiliyle Britanya’nın mod stilinin birlikteliğinden doğan 2 Tone Ska giyimi; jilet takımları, Fred Perry tişörtleri, çengelli rozetleri, domuz turtası ve trilby şapkalarıyla alternatif bir sokak modasının da fitilini ateşledi. Karayip adalarından başlayarak Coventry sokaklarına genişleyen alternatif kültürler, müziğin rehberliğinde çizgilere ve kumaşlara döküldü. 2 Tone ve Coventry’in öncülüğünde Windrush jenerasyonu, mirası ebedi bir uluslararası akıma dönüştü.

Selector-gig_©-Toni-Tye.jpg
Selecter konseri
Body_Snatchers_©-Toni-Tye.jpg
Body Snatchers grubu
2tone-interiors-@garryjonesphotography-121.jpg
2 Tone pinleri

Müziğin, tasarımın ve modanın dahil olduğu bu kuşatıcı alan; ötelenmiş, hor görülmüş, haklarından ve geleceklerinden yoksunlaştırılmış genç siyah ve beyazların ait oldukları ve ait hissettiklerini ifade ettikleri bir yer oldu. Ve hâlâ öyle yaşamaya ve yaşamlara dahil olmaya devam ediyor.

Müzik, tasarım ve modanın kesişimindeki yazıların yer aldığı M-Mag’deki diğer yazıları buradan okuyabilirsin.

HER ŞEYİN BAŞLANGICI

0002

Hikaye

MÖRÇ, sanatçıların benzersiz tarzlarını yansıtan merchandise’lar geliştirerek beraberindeki topluluklara etkileşime açık, özgün ve yaratıcı temas alanları oluşturan bir stüdyo. Tüm üretim eyleminde olduğu gibi MÖRÇ’ün de kendi içinde bir başlangıç hikâyesi var. Mademki yaratıcıların izlerini takip etmeyi tercih ettik. Kendimizinkini de anlatmanın faydalı olacağını düşündük. O yüzden seni başlangıç noktamızdan bugüne taşımak istedik…

MÖRÇ’ÜN BAŞLANGIÇ NOKTASI

Sanatçı ve takipçisi arasında oluşan fayda döngüsündeki eksik alanlar, harekete geçmemizdeki ilk motivasyon oldu. Endüstrideki kolaylaştırıcıların afiyetle yuttuğu büyük lokmalar yerelden globale müziği her taraftan sıkıştırdı.

Eksik Nokta: Birkaç temel gelir kalemine bağlı kalarak sürekli zararına üreten sanatçılar ve onlara destek olmak için çözüm arayan takipçilerin talebi, sonunda mevcut düzeni sarsmaya başladı. Kuşkusuz bunda pandeminin de çok büyük bir payı var. Sanatçıların pasif gelir ihtiyacı, onları aynı yolu deneyip farklı sonuçlar beklemekten uzaklaştırdı. Öte yandan takipçiler de sevdikleri sanatçıların Bandcamp hesaplarında bizzat kendi elleriyle ördükleri atkıları onlara destek olmak için satın aldıklarında paylaşım zincirindeki eksik noktayı fark etti.

Yeni Bağlar: MÖRÇ olarak kültürün en temel yapılarından birine, sanatçı ve takipçi arasındaki zamansız temas alanına, yani merchandise’a odaklandık. Hem sanatçıların pasif ve alternatif gelir elde etmesini hem de takipçileriyle arasında arzulanan yeni bağlar yaratmasını sağlayacak bir yapı kurmak istedik. Nihayetinde her iki tarafın da beklentilerini sürdürülebilir bir iş modeline dönüştürdük. Bunu yaparken de sanatçının odağını üretimden ve takipçisinden uzaklaştırmamasını amaçladık.

Yaratıcı Temas Alanları: Geldiğimiz noktada MÖRÇ; tasarım, üretim ve satış sürecini bünyesine aldığı baştan sona bir uygulama alanına sahip. Sanatçılar başta olmak üzere markalar ve sivil toplum örgütleri için merchandise’lar geliştirerek beraberindeki topluluklara etkileşime açık, özgün ve yaratıcı temas alanları oluştuyor.

BİZ NE YAPIYORUZ?

Sanatçılar, gruplar ve markalar için merchandise’lar geliştirerek beraberindeki topluluklara etkileşime açık, özgün ve yaratıcı temas alanları oluşturuyoruz.

SANATÇI MERCHANDISE GELİŞTİRME

Sanatçılar, gruplar ve markalar için merchandise’lar geliştirerek beraberindeki topluluklara etkileşime açık, özgün ve yaratıcı temas alanları oluşturuyoruz.

HAYRAN ETKİLEŞİMİ TASARIMI

Bir merchandise’dan daha fazlasını sunuyoruz. Merchandise’ları bazen hiç yayınlanmamış bir şarkı için erişim bağlantısına, bazen dijital ya da fiziksel bir buluşma için davetiyeye, bazense pop up bir performansa giriş biletine dönüştürerek sanatçılar ve hayranlar arasındaki ilişiyi derinleştiriyoruz.

KİTLE GELİŞTİRME

Markalarla işbirlikleri yaparak hikâyelerini nitelikli merchandise’larla boyutlandırıyoruz. Hedef kitleyle olan iletişimi güçlendiren sürdürülebilir, etik ve kaliteli merchandise’lar geliştiriyoruz. Tasarımdan üretime, kalite kontrolden ve teslimata kadar tüm süreçleri kapsayan baştan sona bir hizmet sunuyoruz.

SOSYAL ETKİ TASARIMLARI

Merchandise’lar bir yardımlaşma sembolüdür. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlarla işbirlikleri geliştiyor, markaları ve hayranları fayda zincirinin paydaşları hâline getiriyoruz. Merchandise’lar üzerinden etki tasarımı yaparak topluluklara farkındalık kazandıran ve kuruluşlara fon yaratan çözümler üretiyoruz.

BİR LOGO HİKÂYESİ: APHEX TWIN

0001

Hikaye

Tasarımcı Paul Nicholson, 33 yıl önce eskiz defterine bir şeyler çiziktirdi. O çiziktirmeleri, yavaş yavaş Aphex Twin logosuna dönüştü. Richard D. James’in afallatıcı müzikal dehası, beyaz bir zemin üzerinde siyah çizgiler ve yumuşak köşelerde gün yüzüne çıktı.

Bir sanatçıyla, bilhassa da ses gibi ele avuca sığmayan, uçucu bir araçla üreten müzisyenlerle bire bir özdeş görsel karşılıklar bulmak kolay değil. Bu görsel karşılıkların sanatçının kendisinin ve müziğinin ötesinde yankılar uyandırması ise eşine çok daha nadir rastlanılan bir tabiat olayı. Ancak böylesi bir tabiat olayı gerçekleştiği takdirde müziğin soyutluğu simgelere dönüşüyor, o simgeler doğdukları toprakların sınırların ötesine taşıyor ve dünyamızın uluslararası kanvasına bir motif olarak yerleşiyor.


Richard D. James’in, hepimizin bildiği adıyla Aphex Twin’in 1992’de gün yüzüne çıkardığı o benzersiz logosu, işte o simgelerden birisi. Kelimenin tam anlamıyla evrenimizin bize, müzikseverlere, bulmaca meraklılarına, gizem tutkunlarına esprili bir süprizi. Bir başka deyişle; EP, albüm kapakları ve müzik kliplerinden fırlayarak kupalardan tişörtlere, çoraplardan şapkalara, sticker’lardan telefon kapaklarına AFX’in tuhaflık büyüsünü fısıldayan bir tılsım âdeta.

Aphex Twin’in Windowlicker klibinden esinlenerek Warp Records tarafından limitli sayıda hazırlanan logo şemsiye.

İlk defa müzisyenin kariyerinin hemen başında, Xylem Tube kısaçalarında karşımıza çıkan bu belli belirsiz şekil, bir müzisyenle görselliğinin sırt sırta ve el ele nasıl da uyumlu bir birliktelik ortaya koyabileceğinin harikulade bir örneği. Sırların, bilinmezliklerin ve modern şehir efsanelerin sisli koridorlarında saklambaç oynayan Twin’in, bol salvolu dijital manipülasyonlarla minimal dinginlikler arasında salınan amorf müziğinin çizgilerde kristalize olan bir hâli.

Warp Records tarafından 2018 yılında üretilen Aphex Twin oyuncağı. 1995’teki Aphex videosundan meşhur Donkey Rhubarb motifi.

Öyle ki Aphex’in yakın arkadaşı, canlı performanslarının raver dansçılarından tasarımcı Paul Nicholson’ın bir yaratımı olan bu logonun tarihinin de buğulu olması hiç şaşırtıcı değil. 1991 yılının sonunda, Richard D. James’in gölgeler arasındaki silüeti yeni yeni sahneye taşınırken tasarlanan AFX logosunun izini Nicholson’ın eskiz defterinin çiziktirmelerle dolu sayfalarına kadar sürmek mümkün. 

O eskiz defterinin sayfaları, Paul Nicholson’ın yalnızca yuvarlak şablon ve düz cetveller kullanarak ilk denemelerini yaptığı logonun sıfıra en yakın noktası. Çünkü ilhamı da bir muamma olan bu kara kalem denemeler, hem kimliğini hem de müziğini şifreleyerek paketleyen Aphex Twin’in esrarengiz bir etiketi olacak o garip şeklin doğumunun da müjdesi.

AFX logosunun ilk eskiz çalışmaları ve Paul Nicholson’ın defteri.

Nicholson’ın ne tam olarak “A” harfine, ne de açıkça “T” harfine benzeyen logosu albüm kapaklarından müzik kliplerine, saç kesimlerinden deri çantaların arkasına sızarken, Aphex fenomenin üniformaları tanıdık bir amblemle imzalanmaya başladı. Bu eşsiz form, günümüzde Richard D. James’in dahiyane sıra dışılığını ilan eden evrensel bir sembol. Bazen gökyüzünde salınan bir zeplinde, bazen bir metro istasyonunun duvarında, bazen internetin en derinlerinde, bazen ise bir ışık efekti olarak konser sahnelerinde Aphex Twin kimliğini görselleştirmeye, müziğini çağırmaya devam ediyor.

Aphex Twin’in 2014 yılında çıkan Syro albümünün iletişim çalışmalarında kullanılması için hazırlanan zeplin.

AFX logosu, müzisyenin ve müziğinin esiniyle efsunlanmış, ancak onun da ötesine geçerek kült bir figüre evrilmiş ortak bir payda artık. Köklerini müzikal topraklara salmış olsa da, sayısız tasarımda ve merch’te serpilerek kendine yeni evler ve sahipler buluyor.

Müziğin çağırdığı aidiyet duygusu, eşyalarımızda ve üstümüzde derinleşerek çoğaldığında daha da güzel. Aphex Twin ve logosu ise, bunun nice örneğinden yalnızca biri.