ŞUBAT = AŞK AYI. MELİKE ŞAHİN VE KALBEN AŞK SETLERİNİ KEŞFET.

DAVID BOWIE’NİN SEMBOLLER YAZDIĞI VEDA: ★(BLACKSTAR)

0024

Hikaye


★ (Blackstar), 8 Ocak 2016’da, David Bowie’nin 69. doğum gününde yayımlandı. Albüm, iki gün sonra gelen ölüm haberiyle birlikte dinleyenler için kendiliğinden bir veda duygusu kazandı. Yine de kapak, bu duyguyu açıkça anlatmayı seçmedi. Bowie, son albümünde sahnenin önünden çekildi, sözü sembollere, boşluklara ve sessizliğe bıraktı. Görsel evreninde, aceleye yer yoktu. Durup bakmak, sorgulamak ve kavramsal derinlik esastı.


Blackstar, Bowie’nin kariyerinde ön kapakta fotoğrafın tamamen ortadan kalktığı ilk albüm oldu. Tasarımcısı Jonathan Barnbrook’la alınan bu karar, Blackstar’dan bir önceki albüm olan The Next Day’de yüzün beyaz bir kareyle kapatılmasının bir adım ötesine geçmek demekti. Bu kez maskeleme bile yoktu. Ortada, bütün anlamı tek başına taşıması beklenen bir işaret vardı. David Bowie’nin kimliği artık bir portreden öte, yoğunlaşmış bir görsel fikrin içindeydi.

Jonathan-Barnbrook_David-Bowie_Blackstar_album-cover-morc_studio_1
David Bowie, ★(Blackstar)

★ İşaretinin Dili


Kapağın merkezindeki siyah yıldız, albüm adını yazmaktan bilinçli biçimde kaçınan güçlü bir tercihti. Barnbrook’un da bir röportajında söylediği gibi bu sembol, bir kapanış hissini, bir karanlığı ve yalınlığı aynı anda barındırıyordu. Yıldız, uzaya dair çağrışımlarla sona dair duyguları tek bir biçimde bir araya getirdi. Albüm adı yoktu, seziliyordu; anlam kelimeler yerine, görüntünün kendisinde saklıydı.

David-Bowie_Blackstar_album_skecth_morc_studio_1
‘Button Eyes 1’, Blackstar videosu için illüstrasyon, David Bowie. © Victoria ve Albert Müzesi, Londra
David-Bowie_Blackstar_album_skecth_morc_studio_3
Blackstar şarkı sözleri, David Bowie. © Victoria ve Albert Müzesi, Londra
David-Bowie_Blackstar_album_skecth_morc_studio_2
Tarihsiz performans taslağı, David Bowie. © Victoria ve Albert Müzesi, Londra

Gürültü Çağında Sadelik

Barnbrook, Blackstar’ı tasarlarken görsel kalabalığın her yeri sardığı bir dönemde bilinçli bir sadeleşmeye yöneldi. Dijital dünyada görüntülerin durmaksızın aktığı bir ortamda, tek bir işaretle ayakta duran bir kapak fikrine odaklandı. Amaç azaltmaktan öte; özü daha net hâle getirmekti. Yıldız, fazlalıklardan arındırılmış bir görsel alanın tam ortasında, sessiz ama güçlü bir şekilde duruyordu.

Nesne Olarak Plak

Vinil baskıda yıldızın kapaktan oyularak plağın görünür hâle gelmesi, kapağın fikrini daha da derinleştirdi. Plak; çizilen, zamanla iz taşıyan ve eskimeye açık bir nesneydi. Barnbrook’a göre bu fiziksel kırılganlık, albümün taşıdığı duyguyla doğrudan bağlantılıydı. Müzik, soyut bir deneyim olmaktan çıkıp zamanın izlerini üzerinde taşıyan gerçek bir nesneye dönüşüyordu.

Jonathan-Barnbrook_David-Bowie_Blackstar_album-cover-morc_studio_1
★(Blackstar) için plak albüm kapağı tasarımı, 2016

Bowie ile Çalışma Biçimi

Barnbrook, söyleşilerinde David Bowie ile doğrudan çalıştıklarını; fikirlerin aracı katmanlar olmadan paylaşıldığını anlatıyor. Süreçin zaman zaman yön değiştiren, denemeye açık ve her şeyi yeniden düşünmeye alan açtığından bahsediyor. Belli ki Bowie için kapak, albümü süsleyen bir detay yerine; onunla aynı ağırlığı taşıyan bir ifade alanıydı. Görselin bu denli tartışma yaratması da bu yaklaşımın doğal bir sonucuydu.

David-Bowie_Blackstar_album-shooting-morc_studio_1
David Bowie‘nin Blackstar albümünün tanıtımı için yaptığı son fotoğraf çekimi. Fotoğraf: Jimmy King
David-Bowie_Blackstar_album-shooting-morc_studio_2
David Bowie‘nin son fotoğraf çekimi. Fotoğraf: Jimmy King
David-Bowie_Blackstar_album-shooting-morc_studio_3
David Bowie‘nin son fotoğraf çekimini yaptığı yer. 520 Kingsland Avenue, Greenpoint, Brooklyn.

Sonsuzluğa açılan bir boşluk: Blackstar

Gelelim bugüne. On yıl sonra Blackstar kapağı, müzik tarihinde sembolün en güçlü kullanımlarından biri olarak anılıyor. Yüzsüz, metinsiz ve sessiz bir tasarım; buna rağmen derin ve kalıcı bir anlama sahip. David Bowie’nin son albümü, sesi kadar görüntüsü ve taşıdığı fikirlerle de zamana direniyor. ★, hem bir kapanışı hem de sonsuzluğa açılan bir boşluğu aynı anda hatırlatıyor ve kendi içinde döngüsü tamamlamaya devam ediyor.

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz

SANA HAYRANIM #8 | EDA EMİRDAĞ

0023

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin yeni konuğu Eda Emirdağ oldu.

Bu röportaj Mart 2025 tarihinde gerçekleşmiştir.

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

EDA EMİRDAĞ

Işığı geçirebilen nesnelerle karşı muazzam bir çekim hissediyorum ve sahiden büyüleniyorum. Bunlar, ışığı geçiren ama aynı zamanda kendi varlığıyla görünüşe katman ekleyebilen nesneler; su, meme silikonu, cam prizmalar mesela.

Sanırım bunu da ilişkisel anlamda düşündüğümde, duygusu okunabilen insanlara benzetiyorum. Samimiyet de ‘büyülendiğim’ bir tavır mesela.

Işığı geçiren ama aynı zamanda kendi varlığını hissettiren nesneler, tıpkı duygularını saklamayan, ama yine de kendine has bir derinliği olan insanlarla özdeşleştiriyorum.

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

EDA EMİRDAĞ

Oyun. Bu benim için yeni bir tavır; anlamlandırmanın ötesinde, oyunlaştırarak ilişki kurabilmek. Oyun, keşfetmeye ve deneyimlemeye açık bir alan yaratıyor.

Sanatta, ilişkilerde ve hatta yaşamın kendisinde oyunlaştırma, katılımı ve bağlantıyı güçlendiren bir şey olabilir.

Gündelik hayatıma oyun ruhunu dahil edecek ritüeller hatta inançlar ekliyorum sonra inançtan sıyrılmaya çalışma oyunu bile oynuyorum. Oyun, heyecanı ve merakı canlı tutuyor. Belki de en çok bunu seviyorum.

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

EDA EMİRDAĞ

Belki bu günlerde çok fazla karşıma çıktığı ve çocukluğumu çağrıştırdığı için kolaylıkla ‘hayranlık’ hissettiğim şey 7 yaşında üst komşumuzda gördüğüm piyano idi. Kimse çalmıyordu fakat kapağın altında sadece sen dokunduğunda seninle konuşan, varlığı, kapladığı alanı benden çokça büyük ve hakimiyet değil seninle dans etmek isteyen bir varlıktı.

O zamanlar cesaret edememiştim dokunmaya dahi ama şimdilerde o da benimle buluşmak istiyor ki sürekli karşıma çıkıyor.

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

EDA EMİRDAĞ

Hayran olduklarım önce aşk gibi yüksek bir duyguyla sonra durumu gene kendime yorarak şekilleniyor. Hayranlık duyguma hayran olmak gibi bir şeyden bahsediyorum. Karşımdakine hayran olmak değil, kendi hissime odaklanmak onu görebilmek ve asıl kutsal olanın benim ona hissettiğim olduğunu anladığımda işler fevkalade değişmeye başladı.

“Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

EDA EMİRDAĞ

Umay Umay ve tanışıklığımız sonucu bende deşifre olmuş ‘ünlüler’

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

EDA EMİRDAĞ

Bunu şükür ki sanat yoluyla yapabilecek araçlar tanıyorum.
Fotoğraf, video en temel ‘oyuncaklarım’. Bir şekilde de etkileşim hissini içinde tutabilirsem çok mutlu oluyorum. Bu etkileşim sınırları zorlayıp oradan bir duygu çıkarmaya çalışmak da olabilir. Kışkırtıcı, sorgulayıcı, erotik, irite edici de olabilir. Yeter ki duygu çıksın.

Diyeceğim şey ise görsel ifade alanına sahip olduğumu düşündüğüm için ancak öyle en iyi şekilde aktarabilirim.

“Hayranlık, bir şeye değil, onun bende yarattığı hisse dair. Onu görmemin, ona bakmamın ve onun içinden geçmemin şekli benim hikâyemdir.” diyebilirim.

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

EDA EMİRDAĞ

Şu aralar hayran olduğum şeyler; oyun, şeffaflık, katmanlar ve etkileşim bana akışkan, deneyime açık ve keşif dolu bir dünya kurmama yardımcı oluyor.

Bu dünya, keskin sınırları olmayan, bir anlamda kendini sürekli yeniden şekillendiren bir alan. Belki bir ışık kırılması gibi… Gerçeklikle oyun oynayabilen, duyguları birer malzeme gibi kullanabilen bir dünya. Sabit tanımlardan uzak, esnek, dönüşebilen, merakın kaybolmadığı bir yer.

Sanırım bu kurduğum oyun beni katı gerçeklikten ve bu günlerde yeni öğrenmeye çalıştığım anlam yüklemeden koruyor. Oyunlaştırarak ilişki kurduğumda, anlam arayışının getirdiği katılığı bırakabiliyorum.

Bazen şeyleri olduğu gibi deneyimlemek, onlar hakkında fazla düşünmeden onlarla akışa geçmek çok daha özgür hissettiriyor fakat dediğim gibi bende yeni öğreniyorum.


SANA HAYRANIM #7 | SEDA ERCİYES

SANA HAYRANIM #6 | LARA LAKAY

SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ

SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

SANA HAYRANIM #2 | DİLARA ŞAHİN

SANA HAYRANIM #1 | AYLİN KUTKU