ŞUBAT = AŞK AYI. MELİKE ŞAHİN VE KALBEN AŞK SETLERİNİ KEŞFET.

2 TONE PLAK ŞİRKETİ BİR MODA AKIMINA NASIL YÖN VERDİ?

0014

Hikaye

Coventry sokaklarından yükselen 2 Tone akımı, plak şirketinin logosundan gençlerin gardırobuna uzanan ilham dolu hikâyeye sahip.

Britain’s Two Tone Subcultural Movement’s impact on Global Style

1970’li yılların Britanya’sı, yeni müzikal akımların birbiri ardınca ortaya çıktığı bir yıldı. Punk rock’tan gothic rock’a, synth pop’tan reggae, dub ve ska’ya birbirinden farklı birçok janr, ülkeyi yeni ve sıra dışı müziklerin ilham dolu örnekleriyle doldurmuştu. Bu müzikal zenginliğin ortasından yükselen birçok ses otoriteye ve geleneğin dayatmacılığına karşı âdeta müzikal bir cephe oluştururken, müziğin statükoyla restleşen tavrı kendini politik bir güce de dönüştürmüştü.

Örneğin, Sex Pistols’ın amiral gemiliğini yaptığı punk rock; soylu statüleri, temel ve muhafazakar aile değerlerini, sözümona ahlaklı bir yaşamın değerlerini reddetti. Öte yandan punk rock, müziğin ötesine geçen duruşunu mohawk saç stillerinde, siyah deri ceketlerde, spike (çivili) bilekliklerde, dudaklarına çengelli iğne geçirilmiş Kraliçe Elizabeth tişörtlerinde ve daha birçok stil, aksesuar ve merch’te somutlaştırdı. Şarkıların ve albümlerin ses manzaralarından sokağa; günlük yaşama, gardroplara ve vücutlara taşan müzik, sığınılan ve ait olunan çatı bir kimliğin temsiliydi. Müzik, normlarla kavgalı ve günün beyaz Britanyalı değerlerine yabancılaşmış bir neslin özgürlüğe kaçış bileti olarak stüdyonun sterilliğinden hayatın karmaşasına ve renkliliğine aktı.

“God Save the Queen” tişörtü
“God Save the Queen” tişörtü, 1977. Pamuk, metal. New York: Metropolitan Sanat Müzesi, 2018. Kaynak: The Met.

“Britanya’nın Detroit’i”: 70’li Yıllarda Coventry

İşte böyle bir Britanya zamanı ve hâli içinde, punk rock’la dirsek temasına giren, ancak esinleri ve üretimleri ondan farklılaşan yeni bir müzikal akım, karşı bir kültür anlayışı, tasarım çizgisi ve sokağın içinden bir moda dalgasının adım sesleri duyulmaya başlandı. Bu seslerin en çok yankılandığı yer ise “Britanya’nın Detroit’i” olarak anılan Coventry’di. 1940’lı yıllardan başlayarak Karayipli siyahların yaklaşık 30 yıl boyunca göç ettiği Coventry, Britanya’nın araba üretim fabrikasıydı. HMT Empire Windrush gemisiyle başlayan göç akını, Coventry’yi bir endüstriyel merkeze dönüştürürken, aynı zamanda Windrush jenerasyonun da doğumunu müjdeledi. Karayipli göçmenlerin çocuklarını anlatmak için kullanılan Windrush tabiri, siyahlarla beyazların bir arada yetiştiği çokkültürlü bir yer ve zamanı da temsil etti.

Öte taraftan, ırklar ve kültürlerarasılığının getirdiği bir çatışma ve gerginlik ihtimali olduğu kadar, engin bir yaratıcı potansiyel de vardı. Siyahların Karayip adalarından getirdikleri çok boyutlu kültürleri müzikten modaya genişliyor ve beyaz Britanyalıların ev yapımı kültürleriyle etkileşime giriyordu. Bu etkileşim sayesinde Coventry, adım sesleri 1940’lı yılların sonunda HMT Empire Windrush’ın demir atmasıyla duyulmaya başlanan yeni bir füzyonun da tohumlarını attı.

Fred Perry tişörtleri
Fred Perry tişörtleri

2 Tone Müziği, Logoda “Walt Jabsco” ve Fred Perry Tişörtleri

Siyah Britanyalılarla beyaz Britanyalıların yan yanalığından ve kültürel alışverişinden esinle açılan 2 Tone plak şirketi, yoldaşlığından gücünden ve yaratıcı ufuklarından beslendi. The Specials’ın kurucu üyelerinden Jerry Dammers’ın siyasi duruşunun ve müzikal vizyonunun açılımı olan 2 Tone, hem adıyla hem de görsel ve müzikal estetiğiyle Karayipler’den Britanya’ya uzayan bir köprüydü. Ülkenin ırklararası kutuplaşmalarına ve artan aşırı sağ örgütlenmeleri karşısında Coventry’inin siyah tonlarıyla beyaz tonlarını kenetlendiren plak şirketi, bunu Karayip kültürünün müzik ve sokak modasını özgün bir “Britanya karışımına” dönüştürerek gerçekleştirdi.

Jamaika menşeili reggae, dub ve ska gibi janrlar, 2 Tone’nun hibrit müzikal formülünün Atlantik ötesinden alınmış malzemeleriydi. Bu formülde, özellikle yüksek temposu ve poliritmik ses manzaralarıyla ska müziği, punk rock’ın patlayıcı enerjisi ve muhalif tavrıyla buluştu. 2 Tone Ska olarak bilinen bu yeni müzik punk rock’a bakır üflemelileri, İngiltere’ye de Karayipler’in sokak kültürünü transfer etti.

The Selecter grubundan Pauline Black.
The Selecter grubundan Pauline Black.
rude boy’lar
rude boy’lar
The Specials grubundan Terry Hall
The Specials grubundan Terry Hall

Öte taraftan, Jamaika ile Britanya sokaklarının çeperlerinden serpilerek anaakıma taşınan 2 Tone Ska müziği, bu sosyokültürel etkileşimin yalnızca bir ayağıydı. Zira 2 Tone, yarattığı müzik füzyonunu görsel kimliklerinin ve giyim-kuşamlarının da bir parçası yaptı. Örneğin, plak şirketinin siyah renklerle beyaz renklerin iç içe geçtiği damalı logosunun Walt Jabsco adlı uydurma karakteri, Jamaika’nın rude boy modasından esinle yaratıldı. Tonik takım elbisesi, domuz turtası şapkası ve kalem kravatıyla tepeden tırnağa bir rude boy olan Walt Jabsco, Jerry Dammers ve arkadaşlarının aktivist çizgisinin ve ilham kaynaklarının başlı başına bir göstergesi oldu.

2tone-interiors-@garryjonesphotography-119.jpg
Orijinal 2 Tone grup tişörtleri
2tone-interiors-@garryjonesphotography-85.jpg
Herbert Art Gallery & Museum’daki 2 Tone sergisinden görseller.
Cov_Selecter_Kid_©-Toni-Tye.jpg
Elinde Selecter albümü tutan bir çocuk, Coventry, Birleşik Krallık, 1980

2 Tone’nun ska formülü, plak şirketinin tasarımından müzisyenlerinin ve hayranlarının sahiplendiği ve bir üniforma gibi kuşandığı kıyafetlerde de karşılık buldu. Rude boy stiliyle Britanya’nın mod stilinin birlikteliğinden doğan 2 Tone Ska giyimi; jilet takımları, Fred Perry tişörtleri, çengelli rozetleri, domuz turtası ve trilby şapkalarıyla alternatif bir sokak modasının da fitilini ateşledi. Karayip adalarından başlayarak Coventry sokaklarına genişleyen alternatif kültürler, müziğin rehberliğinde çizgilere ve kumaşlara döküldü. 2 Tone ve Coventry’in öncülüğünde Windrush jenerasyonu, mirası ebedi bir uluslararası akıma dönüştü.

Selector-gig_©-Toni-Tye.jpg
Selecter konseri
Body_Snatchers_©-Toni-Tye.jpg
Body Snatchers grubu
2tone-interiors-@garryjonesphotography-121.jpg
2 Tone pinleri

Müziğin, tasarımın ve modanın dahil olduğu bu kuşatıcı alan; ötelenmiş, hor görülmüş, haklarından ve geleceklerinden yoksunlaştırılmış genç siyah ve beyazların ait oldukları ve ait hissettiklerini ifade ettikleri bir yer oldu. Ve hâlâ öyle yaşamaya ve yaşamlara dahil olmaya devam ediyor.

Müzik, tasarım ve modanın kesişimindeki yazıların yer aldığı M-Mag’deki diğer yazıları buradan okuyabilirsin.

SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM

0013

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin dördüncü konuğu Kübra Su Yıldırım oldu.

Kübra Su Yıldırım
Kübra Su Yıldırım
SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM
İllüstrasyon: Kübra Su Yıldırım

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

KÜBRA SU YILDIRIM

Ay ben iflah olmam, varoluşun kendisine ve bilinç dışına hayranım. Bu iki kavram her an her nefeste apaçık ortada fakat bir yandan da soluksuz bırakacak kadar gizemli ve derin. Bazen bir rüyanın içinde, bazen aniden fısıldayan bir sezgide, bir boş bakış yarım gülüşte kendini gösteriyor bilinçdışı, kendi dilinde konuşuyor varoluşun katmanları. Hem çok sıradan hem de tarifsiz bir büyü gibi.

“Şöyle bitireyim, kendimizi tutkuyla inşa edelim, gizem olacak adımız.”

Tilda Swinton-MoMa
Tilda Swinton: The Maybe, 2013

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

KÜBRA SU YILDIRIM


Hayranı olduğum şeyler zamanın ve mekanın katı kurallarına bağlı kalmayan, sınırları zorlayan bir dünya yaratıyor bana. Bu dünya içsel bir sığınak gibi; kaybolduğumda kendimi hatırlatıyor, bulduğumu sandığımda da akışta süzülmemi sağlıyor. Böylece rutinin uyuşturuculuğundan, körleşmekten, anlam yitiminden ve güdülerimin esiri olmaktan uzak durabiliyorum. -olabildiğince tabii-

The Concert-Pavel Tchelitchew
Pavel Tchelitchew, The Concert
suspiria-1977
Suspiria, 1977

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

KÜBRA SU YILDIRIM

Beni daha özgür, daha duyarlı ve kendi içimde daha tutarlı biri yaptı. Ne tamamen kaybolmak ne de tam anlamıyla kendini bulmak mümkün belki fakat bu ikisinin arasında dolaşmak, bana sürekli değişen bir varoluşu gösteriyor. Ve bu harika! -çoğu zaman-

FOTOĞRAFLAR VE İLLÜSTRASYON: KÜBRA SU YILDIRIM

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

0012

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin üçüncü konuğu Orçun Onat Demiröz oldu.

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
PLANETARY çizgi roman serisinin birinci ve ikinci kitabı

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Sanırım buna Platoncu bir cevap verebilirim. “Phaedrus”, Platon’un       diyaloglarında felsefi keşif peşinde olan meraklı bir ruhu temsil eder. Kelimelerin, kavramların, değerlerin, retoriğin, bilginin, estetiğin, aşkın kaynağının ne olduğunu şüpheci bir yerden sorgular, tartışır, kışkırtır. Gençlik enerjisiyle gelen “ilahi delilik” tanımı vardır onda. Benim hayranlık duyduğum veya büyülendiğim şeyler de insan deneyimini anlamaya ya da aşmaya yardımcı olan, bir çeşit coşkulanım yaratan, diyalektik bir alışverişe girdiğim eserler, güzellikler üzerine oluyor.

Batman Günü özel Greg Capullo posteri

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Çizgi romanlarım, kitaplarım, plaklarım ve posterlerim olmadan asla. Benim için yaşam alanı demek, kendi dünyanı inşa etmek ve seni tanımlayan simgeleri, imajları ortaya çıkarmak demek. Dolayısıyla yaşam alanı, kendimiz için yarattığımız bir sergi alanı aslında. Bence yuva kavramı da bununla ilintili. Bir yerin sıcaklığı ve aitlik hissi de bu şekilde belirleniyor. Yabancı bir yerde hissetmemek için hepsi.

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
Charles R. Cross tarafından kaleme alınan Cobain Unseen kitabı
SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
Mastodon grubunun The Hunter albümü plağı

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

İnsanın en temel ihtiyaçlarından biri inanma ihtiyacıdır. Bu açıdan hayranlık duyduğum şeyler beni tinsel olarak dönüştürdü, inanmamı ve yolumda kararlılıkla yürümemi sağladı. Tolstoy’a göre bir aslana dönüşüm yolculuğunda dört evre vardır. Cehaleti seçmek, zevki seçmek, intiharı seçmek ve bilgiyi seçmek. Bilgiyi seçenler hayatın anlamsızlığını kabul ederek arafta kalırlar. Ancak amaç edinmeye, irade sahibi olmaya ve ölüm bilincine dair derinlik oradadır. 

“Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Tabii ki! Birçok yönetmen, birçok grup/müzisyen ve birçok yazar. Örneğin; Roman Polanski’nin sinemasına üniversite yıllarımda çok büyük bir ilgi duyuyordum. “Bitter Moon” filmini kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum. “Apartman” üçlemesi de öyledir. Özellikle Apartman üçlemesindeki psikanalitik açılımlara, psişeye yaklaşımına, karanlık arzulara ve deliliğe açılan kapılara büyük bir hayranlık besliyordum. Lacancı perspektiften de acayip bir yerdedir Polanski sineması.

Fakat hayatındaki ayrıntıları kazıdıkça ve içindeki pedofili canavarını öğrendikçe uçtu gitti hepsi, toz oldu. Lars von Trier de benzer bir yerde duruyordu benim için. Onun da Nazi sempatizanlığı yaktı yıktı her şeyi. Geçen yıl yayınladığı ve “kız arkadaş” aradığını ifade ettiği video da cenaze töreniydi zaten. O yüzden “cancel culture”ın ve sosyal statüleri yok etmeye yönelik “boykot” fenomeninin önemli olduğunu düşünüyorum. Hakikatin her yerden saldırı altında olduğu, eğilip büküldüğü, safsata ticaretinin yapıldığı bir “post truth” çağında da ideolojik olarak yere sağlam basmak ve zor beğenen biri olmak gerekiyor.

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Friedrich Nietzsche’ye ve bıyıklarına dair bir tasarım olurdu herhalde. Üstüne de koca koca puntolarla “KILL YOUR IDOLS!” (İdollerini öldür!) yazardım. T-shirt olarak tasarlamak ister misiniz bunu? 🙂  

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Meraklı, tutkulu, çenebaz ve tartışmadan kaçınmayan bir dünya kurmama yardımcı oluyor. Bağnazlıktan, toplum ve mahalle baskılarından da koruyor, bildiğimi okumamı sağlıyor. 🙂 

FOTOĞRAFLAR: ORÇUN ONAT DEMİRÖZ