AKKOR KOLEKSİYONUNUN KIŞLIKLARI GELDİ. ŞİMDİ KEŞFET.

SANA HAYRANIM #6 | LARA LAKAY

0016

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin yeni konuğu Lara Lakay oldu.

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

LARA LAKAY

Su. Vallahi su. Kaç gün düşündüm var mı kapışacak bir şey diye, eşe dosta da sordum “abi ben neyden büyüleniyorum sizce” diye. Konsensus su. Benden hep deniz çıkıyor. Ege’yle, Akdeniz’le, Boğaz’la çok içiçe geçtim ben, küçüklüğümden beri. Atası, dedesi, ruhu, taşı, çakılı, sanatı derken kayboldum içinde. Kuyruğum kuruyor denizden uzak.

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

LARA LAKAY

Hiç bulandırmayalım: kitaplarım. Kalkan görevi görüyorlar en basitinden.

Lara'nı kitapları
Lara’nın kitapları

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

Lara Lakay

Muazzam zor bir soru bu, ama hazır Mısır’dan ayağımın tozuyla gelmişken ilintili bir cevabım var. Babam, ben daha ilkokul ya da orta sınıflardayım, Kahire Müzesi’nin bir kataloğunu getirmişti bana. “Horus’un/Ra’nın gözü” diye bir imge vardı orada görmüşsündür illa ki. 24 saat kapanmayan, güneş ve ayla nöbetleşe açık kalan bir vicdan gözüymüş, o manevi anlamını çok sonra okudum tabii fakat hatırlıyorum sürekli koluma bacağıma çiziyordum o sembolü.

Eye of Horus
Eye of Horus

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

LARA LAKAY

Meraklı oldum. “Ra’nın gözü” iyi bir örnek çünki oldum olası dillere, sembollere, imgelere hayranım. Çok iyi hatırlıyorum, küçükken oyuncak telefonlarım vardı, millet barbie bebek oynardı ben dünyanın farklı yerlerindeki hayali arkadaşlarımla, atmasyonca İtalyanca, Portekizce, Arapça falan konuşuyordum. (Deli diyecekler) O küçük çocuk and içmiş bir yerde ben bunları öğrenirim diye, sonra da onların hayatını çok merak ediyorum, gideyim göreyim dünyayı demiş. Meraklı bir gezgin oldum ben anlayacağın, nereye koysan evde hissediyorum. 

“Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

LARA LAKAY

Titanik 90’larda çıktı ya bizim çocukluğumuzda, ben taktım kafayı transatlantiklere, bineceğim de bineceğim, gemiler de gemiler. Şimdi Karaköy’e yakın oturuyorum her sabah illa ki bir tanesi çıkıyor karşıma yürürken, koşarken. Üstüne para verseler, bir gün dayanır mıyım bilmem. Sandal mandal, balıkçı teknesi işler bana.

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

LARA LAKAY

Bu aralar farkettin mi bilmiyorum, Akdeniz havzasındaki müzik kültürlerinin bir arşivini çalışıyorum bağımsız bir proje için. Tony Gatlif’in Vengo’sunda Sheikh Ahmed Al-Tuni ve flamenko gitaristlerinin bir doğaçlama bölümü var. Filmin başı zaten. Ben böyle tüylerimi diken diken eden bir hayranlığa en son ne zaman kapıldım bilmiyorum. Koyalım linki, ben daha da bir şey demeyeyim.

FOTOĞRAFLAR : LARA LAKAY


SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ

SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

SANA HAYRANIM #2 | DİLARA ŞAHİN

SANA HAYRANIM #1 | AYLİN KUTKU

SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ

0015

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin dördüncü konuğu Elif Bereketli oldu.

Sana Hayranım: Elif Bereketli
Elif Bereketli‘nin #metaphorsforlife serisinden

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

ELİF BEREKETLİ

Düşündüğümde, beni en çok etkileyenin gösterişli bir güçten ya da parlayan bir yetenekten ziyade bir tavır olduğunu fark ediyorum. Vakur ama at gözlüğü takmayan; güçlü ama kırılmayan, kararlı ama neşeli, omurgalı ama esneyebilen bir tavır. Hem hayata meydan okuyan bir netlik taşıyor, hem de değişime açık bir olgunluk. İşte bu hâl, benim en çok hayranlık duyduğum şey. Kararlılık ve esneklik arasındaki o ince çizgide durmayı seçmek de, durabilmeyi becermek de bana çok etkileyici geliyor. Sadece siyaset ya da düşünce sahnesinde değil, gündelik yaşamda, hiç beklenmedik anlarda, hatta doğada bile metaforik bir anlamda göreceğiniz bir duruş bu.

Sana Hayranım: Elif Bereketli
Elif Bereketli ve ablası Zahide

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

ELİF BEREKETLİ

Çocukken, ablamın özellikle de kadınlık meseleleri üzerinden annemle tartışmalarını hayranlıkla izlerdim. O tartışmalarda sesi titremeden, gözünü kaçırmadan annemin bize “doğru” diye sunduğu değerleri sorgulardı. Kendi önerilerini getirir, artık bu yoldan yürüyeceğini ilan ederdi. “Vay, böyle bir şey de mümkünmüş,” diye düşünerek izlerdim. Hâlâ o anlardan kalan bazı lafları kullanırım; her seferinde de fark ederim: “Aaaa, bu ablamın lafıydı.”

Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

ELİF BEREKETLİ

Bir dönem havalı ve yüksek sesli olanlara çok hayrandım. Daha gençken, bunu gücün yegâne tanımı sanardım. Hep dikkat çeken figürler gözümü kamaştırırdı. Ama artık o tipler geçmiyor bana. Gereksiz bulmuyorum onları ama hayranlık da duymuyorum. Artık göze sokulmayan ama derinliğiyle, yaratıcılığıyla, neşesiyle yer eden hâllere; kendinden emin ama bunu göstermek zorunda hissetmeyen insanlara hayranlık duyuyorum.

Sana Hayranım: Elif Bereketli
Elif Bereketli‘nin #metaphorsforlife serisinden bir fotoğraf
Elif Bereketli'nin #metaphorsforlife serisinden bir fotoğraf
Elif Bereketli‘nin #metaphorsforlife serisinden bir fotoğraf

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

ELİF BEREKETLİ

Bana tek bir doğrunun olmadığını hatırlatıyor olsa gerek. O hayranlık duyduğum tavır, kendi yolumu çizerken dış seslere karşı bir filtre gibi çalışıyor. Özümle bağlantımı koparmadan esneyebilmeyi, değişebilmeyi öğretiyor. Beni acelecilikten, taklitten, yüzeysellikten koruyor. Bana derinlikli düşünmeyi, zamana yayılmayı, sabırlı olmayı anımsatıyor. Böyle olduğunu umuyorum.

FOTOĞRAFLAR VE İLLÜSTRASYON: ELİF BEREKETLİ

SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM

0013

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin dördüncü konuğu Kübra Su Yıldırım oldu.

Kübra Su Yıldırım
Kübra Su Yıldırım
SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM
İllüstrasyon: Kübra Su Yıldırım

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

KÜBRA SU YILDIRIM

Ay ben iflah olmam, varoluşun kendisine ve bilinç dışına hayranım. Bu iki kavram her an her nefeste apaçık ortada fakat bir yandan da soluksuz bırakacak kadar gizemli ve derin. Bazen bir rüyanın içinde, bazen aniden fısıldayan bir sezgide, bir boş bakış yarım gülüşte kendini gösteriyor bilinçdışı, kendi dilinde konuşuyor varoluşun katmanları. Hem çok sıradan hem de tarifsiz bir büyü gibi.

“Şöyle bitireyim, kendimizi tutkuyla inşa edelim, gizem olacak adımız.”

Tilda Swinton-MoMa
Tilda Swinton: The Maybe, 2013

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

KÜBRA SU YILDIRIM


Hayranı olduğum şeyler zamanın ve mekanın katı kurallarına bağlı kalmayan, sınırları zorlayan bir dünya yaratıyor bana. Bu dünya içsel bir sığınak gibi; kaybolduğumda kendimi hatırlatıyor, bulduğumu sandığımda da akışta süzülmemi sağlıyor. Böylece rutinin uyuşturuculuğundan, körleşmekten, anlam yitiminden ve güdülerimin esiri olmaktan uzak durabiliyorum. -olabildiğince tabii-

The Concert-Pavel Tchelitchew
Pavel Tchelitchew, The Concert
suspiria-1977
Suspiria, 1977

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

KÜBRA SU YILDIRIM

Beni daha özgür, daha duyarlı ve kendi içimde daha tutarlı biri yaptı. Ne tamamen kaybolmak ne de tam anlamıyla kendini bulmak mümkün belki fakat bu ikisinin arasında dolaşmak, bana sürekli değişen bir varoluşu gösteriyor. Ve bu harika! -çoğu zaman-

FOTOĞRAFLAR VE İLLÜSTRASYON: KÜBRA SU YILDIRIM

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

0012

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin üçüncü konuğu Orçun Onat Demiröz oldu.

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
PLANETARY çizgi roman serisinin birinci ve ikinci kitabı

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Sanırım buna Platoncu bir cevap verebilirim. “Phaedrus”, Platon’un       diyaloglarında felsefi keşif peşinde olan meraklı bir ruhu temsil eder. Kelimelerin, kavramların, değerlerin, retoriğin, bilginin, estetiğin, aşkın kaynağının ne olduğunu şüpheci bir yerden sorgular, tartışır, kışkırtır. Gençlik enerjisiyle gelen “ilahi delilik” tanımı vardır onda. Benim hayranlık duyduğum veya büyülendiğim şeyler de insan deneyimini anlamaya ya da aşmaya yardımcı olan, bir çeşit coşkulanım yaratan, diyalektik bir alışverişe girdiğim eserler, güzellikler üzerine oluyor.

Batman Günü özel Greg Capullo posteri

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Çizgi romanlarım, kitaplarım, plaklarım ve posterlerim olmadan asla. Benim için yaşam alanı demek, kendi dünyanı inşa etmek ve seni tanımlayan simgeleri, imajları ortaya çıkarmak demek. Dolayısıyla yaşam alanı, kendimiz için yarattığımız bir sergi alanı aslında. Bence yuva kavramı da bununla ilintili. Bir yerin sıcaklığı ve aitlik hissi de bu şekilde belirleniyor. Yabancı bir yerde hissetmemek için hepsi.

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
Charles R. Cross tarafından kaleme alınan Cobain Unseen kitabı
SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
Mastodon grubunun The Hunter albümü plağı

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

İnsanın en temel ihtiyaçlarından biri inanma ihtiyacıdır. Bu açıdan hayranlık duyduğum şeyler beni tinsel olarak dönüştürdü, inanmamı ve yolumda kararlılıkla yürümemi sağladı. Tolstoy’a göre bir aslana dönüşüm yolculuğunda dört evre vardır. Cehaleti seçmek, zevki seçmek, intiharı seçmek ve bilgiyi seçmek. Bilgiyi seçenler hayatın anlamsızlığını kabul ederek arafta kalırlar. Ancak amaç edinmeye, irade sahibi olmaya ve ölüm bilincine dair derinlik oradadır. 

“Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Tabii ki! Birçok yönetmen, birçok grup/müzisyen ve birçok yazar. Örneğin; Roman Polanski’nin sinemasına üniversite yıllarımda çok büyük bir ilgi duyuyordum. “Bitter Moon” filmini kaç kere izlediğimi hatırlamıyorum. “Apartman” üçlemesi de öyledir. Özellikle Apartman üçlemesindeki psikanalitik açılımlara, psişeye yaklaşımına, karanlık arzulara ve deliliğe açılan kapılara büyük bir hayranlık besliyordum. Lacancı perspektiften de acayip bir yerdedir Polanski sineması.

Fakat hayatındaki ayrıntıları kazıdıkça ve içindeki pedofili canavarını öğrendikçe uçtu gitti hepsi, toz oldu. Lars von Trier de benzer bir yerde duruyordu benim için. Onun da Nazi sempatizanlığı yaktı yıktı her şeyi. Geçen yıl yayınladığı ve “kız arkadaş” aradığını ifade ettiği video da cenaze töreniydi zaten. O yüzden “cancel culture”ın ve sosyal statüleri yok etmeye yönelik “boykot” fenomeninin önemli olduğunu düşünüyorum. Hakikatin her yerden saldırı altında olduğu, eğilip büküldüğü, safsata ticaretinin yapıldığı bir “post truth” çağında da ideolojik olarak yere sağlam basmak ve zor beğenen biri olmak gerekiyor.

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Friedrich Nietzsche’ye ve bıyıklarına dair bir tasarım olurdu herhalde. Üstüne de koca koca puntolarla “KILL YOUR IDOLS!” (İdollerini öldür!) yazardım. T-shirt olarak tasarlamak ister misiniz bunu? 🙂  

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

Meraklı, tutkulu, çenebaz ve tartışmadan kaçınmayan bir dünya kurmama yardımcı oluyor. Bağnazlıktan, toplum ve mahalle baskılarından da koruyor, bildiğimi okumamı sağlıyor. 🙂 

FOTOĞRAFLAR: ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

SANA HAYRANIM #2 | DİLARA ŞAHİN

0011

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin ikinci konuğu Dilara Şahin oldu.

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

DİLARA ŞAHİN

Yaşadığımız simülasyon içerisinde beni en çok büyüleyen şey kediler. Onların doğası, tek başınalığı, rutinleri, vazgeçmemeleri ve her türlü zorluğa rağmen belki de hepimiz için en zor görev olan yaşamı büyük bir titizlikle devam ettirebilmeleri benim için başlı başına bir kitap, bir deneyim ve yaşamın ta kendisi. Kendileri hakkında John Gray tarafından yazılmış çok nadir güzel bir kitap da var: Feline Philosophy: Cats and the Meaning of Life. Kesinlikle tavsiye ederim.

Kedi Mimi
Kolaj: Dilara Şahin

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

DİLARA ŞAHİN

Kedi! Muhakkak ve muhakkak kediler. Kediler benim için bir ağrı kesici gibiler; ansızın gelen bir ağrıyı iyileştirebilecek güce sahipler. Onların ardından ise kitaplar, kalem ve defterler gelir.

Perran Kutman
Kolaj: Dilara Şahin
Kolaj: Dilara Şahin

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

DİLARA ŞAHİN

Çocukluk dönemimde Gani Müjde’nin yazmış olduğu Hayat Bilgisi adlı diziyi obsesif bir şekilde takip ediyordum. Bunun nedeni de Afet Güçverir karakterini canlandıran Perran Kutman’dı. Kendisi, neredeyse nesilden nesile bir çok kişinin hafızasında ve kalbinde yer tutmuş bir sanatçı. İlk hayranlığım kendisine ve oyunculuğunun güçlü yorumuna karşı gelişmişti. Ardından Michael Jackson geldi. 🙂

“Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

DİLARA ŞAHİN

Perran Kutman ve Michael Jackson 🙂 Onlar gibi sanatçılar beni sanata, özellikle de sinema dünyasına daha da yönlendirdiler. Bu yönde beni etkileyerek VGIK’ten Film Yönetmenliği bölümünden mezun olmamı sağladılar.

Kolaj: Dilara Şahin
Kolaj: Dilara Şahin

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

DİLARA ŞAHİN

Finger Tips adında İngiliz çocuk televizyon dizisi vardı. 2000’lerin ortalarında yayınlanan bu dizi, evde bulunabilecek nesnelerle yaratıcı projeler yapmayı konu alan bir sanat ve el sanatları programıydı. Muhtemelen bu formatta olurdu; bazı şeyleri uzakta aramamamızın, yakınımızda bulunan bir çok şeyle de üretebileceğimizi ve hayranı olduğumuz kişiler gibi olabileceğimizi anlatırdım. Önceliğim çocuklar olurdu; ne kadar çok zihni “brain rot”tan kurtarabilirsek o kadar iyi olurdu.

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

DİLARA ŞAHİN

Hayranı olduğum şeyler, bana yeni bir dünya kurmama yardımcı olmaktan ziyade, mevcut dünyayı yıkmamı engelliyor. Hayran olmak, benim için ünlü tapınma (Celebrity Worship) kavramından ziyade, devam edebilmek için bir neden veya bir örnekten ibaret. Bu bir kitap, bir sanatçı ve sanatı, bir kedi, bir gün doğumu, yaşamın ve ölümün ta kendisi olabilir.

Teşekkürler Mörç!

KOLAJLAR VE FOTOĞRAFLAR:
DİLARA ŞAHİN