Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.
Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.
Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin yeni konuğu Lara Lakay oldu.
Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?
LARA LAKAY
Su. Vallahi su. Kaç gün düşündüm var mı kapışacak bir şey diye, eşe dosta da sordum “abi ben neyden büyüleniyorum sizce” diye. Konsensus su. Benden hep deniz çıkıyor. Ege’yle, Akdeniz’le, Boğaz’la çok içiçe geçtim ben, küçüklüğümden beri. Atası, dedesi, ruhu, taşı, çakılı, sanatı derken kayboldum içinde. Kuyruğum kuruyor denizden uzak.



Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?
LARA LAKAY
Hiç bulandırmayalım: kitaplarım. Kalkan görevi görüyorlar en basitinden.

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?
Lara Lakay
Muazzam zor bir soru bu, ama hazır Mısır’dan ayağımın tozuyla gelmişken ilintili bir cevabım var. Babam, ben daha ilkokul ya da orta sınıflardayım, Kahire Müzesi’nin bir kataloğunu getirmişti bana. “Horus’un/Ra’nın gözü” diye bir imge vardı orada görmüşsündür illa ki. 24 saat kapanmayan, güneş ve ayla nöbetleşe açık kalan bir vicdan gözüymüş, o manevi anlamını çok sonra okudum tabii fakat hatırlıyorum sürekli koluma bacağıma çiziyordum o sembolü.

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?
LARA LAKAY
Meraklı oldum. “Ra’nın gözü” iyi bir örnek çünki oldum olası dillere, sembollere, imgelere hayranım. Çok iyi hatırlıyorum, küçükken oyuncak telefonlarım vardı, millet barbie bebek oynardı ben dünyanın farklı yerlerindeki hayali arkadaşlarımla, atmasyonca İtalyanca, Portekizce, Arapça falan konuşuyordum. (Deli diyecekler) O küçük çocuk and içmiş bir yerde ben bunları öğrenirim diye, sonra da onların hayatını çok merak ediyorum, gideyim göreyim dünyayı demiş. Meraklı bir gezgin oldum ben anlayacağın, nereye koysan evde hissediyorum.
“Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?
LARA LAKAY
Titanik 90’larda çıktı ya bizim çocukluğumuzda, ben taktım kafayı transatlantiklere, bineceğim de bineceğim, gemiler de gemiler. Şimdi Karaköy’e yakın oturuyorum her sabah illa ki bir tanesi çıkıyor karşıma yürürken, koşarken. Üstüne para verseler, bir gün dayanır mıyım bilmem. Sandal mandal, balıkçı teknesi işler bana.
Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?
LARA LAKAY
Bu aralar farkettin mi bilmiyorum, Akdeniz havzasındaki müzik kültürlerinin bir arşivini çalışıyorum bağımsız bir proje için. Tony Gatlif’in Vengo’sunda Sheikh Ahmed Al-Tuni ve flamenko gitaristlerinin bir doğaçlama bölümü var. Filmin başı zaten. Ben böyle tüylerimi diken diken eden bir hayranlığa en son ne zaman kapıldım bilmiyorum. Koyalım linki, ben daha da bir şey demeyeyim.
FOTOĞRAFLAR : LARA LAKAY
SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ
SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM
SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ
























