MELİKE ŞAHİN, KALBEN VE SHE PAST AWAY YAZ SETLERİNİ ŞİMDİ KEŞFET.

SANA HAYRANIM #12 | CANİŞ VARDAL

0030

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin yeni konuğu Caniş Vardal oldu.

Caniş Vardal için hayranlık, insanın kendine seçtiği bir yol gibi açılıyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu’ndan Yaşar Kemal’e, Reşad Ekrem Koçu’ndan Aysel Gürel’e uzanan bu haritada üretmekte istikrar, kültürel hafıza, emek ve sevgi aynı yerde duruyor. Hayran olduğu şeyler ona bir pusula, bir deniz feneri, bir öğretmen gibi eşlik ediyor.

Onları severken kendini tanıyor; çocukluktan kalan hevesleri, günlük tutan Canis’i, mektup yazan halini, film biletlerini saklayan yanını koruyor.

Bu bölümde hayranlık, birine ya da bir şeye uzaktan bakmakla kalmıyor; emek vermeye, anlamaya, kaydetmeye, küçük bir fanzin ya da sözlük hazırlayacak kadar özen göstermeye dönüşüyor.

Sana Hayranım serisinde, hayranlığın insanın kendisiyle kurduğu bağı nasıl derinleştirdiğini konuşuyoruz.

sana_hayranım_caniş_vardal

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

CANİŞ VARDAL

Sabırla, sevgiyle, gönüllü bir mecburiyet ile yapılmış şeyler beni çok derinden etkiliyor. Sanki başka çaresi yokmuş, bu sevgiyi aktarmanın en mütevazı, gösterişsiz ama derinden sezilebilen bir yolunu öylece görüvermiş, bilivermiş gibi olan şeyler…

Bir şehre olan sevgisini, perperişan olana hayranlığını ansiklopedi yazarak borç gibi ödemiş Reşad Ekrem Koçu; kundaktan beri hikayelerle, ninnilerle büyümüş; mayasında okumak, söylemek, dengbejlik olan Yaşar Kemal’in halk söylenceleri ile dopdolu göğsündeki yarıktan destanların taşması, fışkırması… Büyüleniyorum.

Bir şeye olan sevgisini gösterirken bir kültür inşaa eden bu insanlara özeniyor, yollarını yolum belliyorum. Yakın zamanda Ankara’da Dou Studio’da litografi bastım, stüdyonun kurucu yürütücüleri Doğu ve Naz da aynı şekilde beni etkiledi. Kurdukları atölye ve onu sürdürmekteki istikrarları, var oldukları yıllar içinde farklı insanlara dokundukları bir sistem kurmuş olmaları çok etkileyiciydi. Orada bulunduğum süre içerisinde buna tanıklık etmek beni etkiledi.

sana_hayranım_caniş_vardal
sana_hayranım_caniş_vardal

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

CANİŞ VARDAL

Hayran olduğum şeyler hayran olmayı seçtiğim şeyler. Onların hangi yönlerine hayranım, onlar gibi olmak istediğim, örnek aldığım, kendimde cevherini taşıdığıma inandığım taraflarına. Bunlar: üretmekte istikrarlı, içine doğdukları folklorun kültürel kodlarına hakim olan, o değerlerle ilgili bilgiye, donanıma sahip filmler, şarkılar, kitaplar, kişiler oluyor genelde…

Ben onları severken kendimi tanıdım, onların benden önce geçtikleri yolları öğrenerek kendi yolumu seçtim. Bir pusula, bir deniz feneri, duygularımın tercümanı oldular. Hem kendimi anlamamı sağladılar. Hem olmak istediğim kişiyi inşa ederken bana rehberlik ettiler. Öğretmenim oldular. Beni değiştirmekten ziyade kendimle kurduğum bağı güçlendirdiler, derinleştirdiler.

Bedri Rahmi Eyüboğlu, Çalıkuşu Feride, Yaşar Kemal, Pertev Naili Boratav, Abidin Dino, Aysel Gürel, Reşad Ekrem Koçu… Eskiden Eminem ve Anathema’ya hayrandım (O yaşımda tutkularımın hedefi olacak bir şeye ihtiyacım vardı. Eminem’in öfkesini çok seviyordum.).

sana_hayranım_caniş_vardal

Hayran olduğun şeyi kısaca anlatmak ve bununla ilgili bir mesaj hazırlamak istesen, bu nasıl bir formatta olurdu ve ne derdin?

CANİŞ VARDAL

Bir fanzin hazırlardım. A’dan Z’ye her harf için 2-3 madde ile ona dair, onun sevdiği, ona ait olan şeyleri yazardım. Sevmek basit bir şey gibi gelmiyor; görmek, anlamak, bunun için çaba harcamak, özen göstermek ve bir şey yapmak gerekliliği yaratıyor bende. İçsel olarak neden ona çekildiğini anlamak, üzerine kafa patlatmak, yeniden tanımlamak…

Bir ilişki, inşaa edilmeli ve bu inşaatın temelini zamanın kendisi atıyorsa da onu bir yapı haline getiren şey sanki benim harcına aktardığım yoğun bir emek. Şöyle açayım, arkadaşlık zamanla yan yana yürüdüğün, birbirini hayatına şahit olduğumuz bir yol ama sadece yan yana denk geldiğimiz için derinlik kurulmuyor.

Birini tanıyoruz, hallerini biliyoruz, anlamak için gözünün ta içine bakıyoruz, başka türlü bir vakit harcıyoruz. Ne zaman üzgün, ne zaman yardıma ihtiyacı var, ne zaman yardıma ihtiyacı olduğunun farkında değil, ne zaman yardım isteyemiyor… derin bir kavrayış ile ona dair her şeyi anlamak isterim. Dolayısıyla hayranlığım hakkında minik bir sözlük, minik bir kitapçık yazardım. Ve şunu derdim “Yalancıdır hep aynalar, gir kalbime gör kendini. Gerçek yüzün bir bende saklı, gir kalbime gör kendini.”

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

CANİŞ VARDAL

Hayranlık duyduğum şeyler beni kendi özümü kaybetmekten koruyor. Şuna çok dikkat ediyorum: çocuklukta, ergenlikte yürekten bağlı olduğum beni ben yapan şeyleri, kendimin köken halini korumaya, zamanla uzaklaşsam da hep geri dönmeye. Bunu mesela şu şekilde sağlıyorum, okuma yazmayı öğrendiğimden beri günlük tutuyorum. Günlük tutan Caniş’i koruyorum.

Mektup arkadaşım olmuştur hayatımın her ama her döneminde. Okuma yazmayı ilk öğrendiğim zamandan beri, yaz tatilinde tanıştığım arkadaşlarıma, ortaokul zamanı şehir değiştirdiğimde eski okulumdaki sıra arkadaşlarıma, lisede forum sitelerinde tanışıp dost olduğum insanlara, üniversitede sevgililerime, bugünse bir şekilde aramıza mesafe giren ve yurtdışında yaşadığı için uzun zamandır görüşemediğim eski birkaç arkadaşım ile hala mektuplaşıyorum.

Bunu sürdürmek, küçücük yaşında romantik hevesleri olan kendimi unutmamamı, muhafaza etmemi sağlıyor. Film biletlerini saklamayı seven halimize ihtiyacımız var. Onu kaybetmek bizi yozlaştırır, çekirdek benliğimizi kaybettirir diye düşünüyorum. Hayatın tadını çıkarmak için yaptığımız ufak yürüyüşleri sürdürmeyi kendimize karşı görevlerimizden biri olarak addediyorum, dinlediğimiz kötü müzikler yapan grupları dinlemeye devam etmeyi de.


SANA HAYRANIM #11 | MİSLİNA GÖKSEL

SANA HAYRANIM #10 | YALÇIN PEMBECİOĞLU

SANA HAYRANIM #9 | EYLÜL EZİK

SANA HAYRANIM #8 | EDA EMİRDAĞ

SANA HAYRANIM #7 | SEDA ERCİYES

SANA HAYRANIM #6 | LARA LAKAY

SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ

SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

SANA HAYRANIM #2 | DİLARA ŞAHİN

SANA HAYRANIM #1 | AYLİN KUTKU

KALBEN & MÖRÇ: KAYIP AŞIKLAR ÜLKESİ’NE YOLCULUK

0029

Duyuru


Kalben x Mörç iş birliğiyle hazırlanan Kalp Kalbe koleksiyonu, Kalben’in dünyasında karşılık bulan yakınlık, içtenlik ve kalpten kalbe geçen küçük izler etrafında şekillenmişti. Kayıp Aşıklar Ülkesi albümüyle birlikte bu alan yeni bir hatta açıldı. Kalben’in onuncu yılına denk düşen bu albüm; mektup, yol, dağ, manzara ve kendine dönüş hissiyle koleksiyonun duygusal zeminini genişletti.

mörç_kalben_kayıp_aşıklar_ülkesi
Kalben

El yazısıyla gelen hafıza


Kayıp Aşıklar Ülkesi albüm özel mörçleri, albümün hafızasını gündelik hayata taşıyan limitli parçalar olarak hazırlandı. T-shirt’ün sırtına Kalben’in el yazısıyla yerleşen şarkı listesi, albümü bir not defteri gibi bedene yaklaştırıyor. Şapkanın ön yüzündeki el yazısı ve arkasındaki Kalben’e ait dağ çizimi, albümün yolculuk duygusunu görünür kılıyor. Posta seti ise mektup, pul ve birine ulaşma fikriyle bu dünyanın en kırılgan izlerinden birini taşıyor.

Karanlık Ritmin Görsel Hafızası

Mörç Studio için her sanatçı koleksiyonu, sanatçının evreniyle sevenleri arasında yaşayan bir temas alanı kurar. Kalp Kalbe: Kayıp Aşıklar Ülkesi’ne serisi de Kalben’in dili, çizgisi ve duygusuyla şekillenen özgün bir konsept olarak bu bağı büyüttü. Albümün etrafında biriken his; t-shirt, şapka ve posta setiyle saklanabilen, taşınabilen ve paylaşılabilen bir Mörç hafızasına dönüştü.

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz

SANA HAYRANIM #11 | MİSLİNA GÖKSEL

0028

Söyleşi

Hayranlık, çoğu zaman “hayatı değiştirecek” bir duygu gibi görünmez. Dev çığlıklar, büyük sahneler ya da destansı hikâyeler aramazsın; bazen sabah uyanır uyanmaz kulağında çalan bir şarkıda, bazen de sokakta yürürken gözüne ilişen bir ayrıntıda kendini gösterir. Günlük rutinin içine sızan o şey, birden “burası tam benlik” dedirten bir ışık yayar. Yıllar önce sıkıcı ödevinden kaçmak için seyrettiğin bir videoda, ya da favori sanatçının performanslarını taklit ettiğin bir akşamda, bu hayranlığın izleri vardır.

Sana Hayranım bir söyleşi serisi. Amaç, kendimize dair hatırlatmalar sunan, yeni tanışmalara olanak sağlayan beğenilerimizi dışa vurmak. Yani “Sana hayranım!” cümlesini yüksek sesle söylemek. Bir yandan öznelliği, öte yandan birlikteliği kutlamak.

Mörç Studio olarak bu seride konuklarımıza hayranlıklarını hatırlatan, bu yoğun beğenide kendinle karşılaşma hikâyesini ortaya çıkaran bazı sorular sorduk. Onlardan cevapları diledikleri formatta iletmelerini istedik: kolaj, resim, fotoğraf, ses kaydı, video ya da yazı. Hiç fark etmez; senden kopsun yeter dedik. Serinin yeni konuğu Mislina Göksel oldu.

Hayranlık kimi insanlar için bir sanatçıyla, kimi insanlar için bir sesle başlar. Mislina Göksel için o hat, çocuk kitaplarının kurduğu dünyada açılıyor.

Renkli illüstrasyonlar, duyguyu doğrudan anlatan metinler ve insanı yavaşlatan küçük izler; zamanla bakışını, zevkini ve yaşam alanıyla kurduğu ilişkiyi biçimlendiriyor.

Hayranlık tek bir nesneye yönelen yoğun bir beğeniden çıkıp, gündelik hayatın içine yayılan bir dikkat biçimine dönüşüyor.

Sana Hayranım serisinde, hayranlığın insanın düşünme ve hissetme biçimini nasıl dönüştürdüğünü konuşuyoruz.

sana_hayranım_mislina_göksel

Seni gördüğünde, denk geldiğinde, karşına çıktığında gerçekten “büyüleyen” şey nedir? Onu neden seviyorsun?

MİSLİNA GÖKSEL

Beni gerçekten büyüleyen şey, okuduğumuz çocuk seçkileri içerisindeki duyguların en düz, en filtresiz hâliyle anlamlandırılabilmesi sanırım. O metinlerde her şey olduğu gibi; saklanmadan, süslenmeden var oluyor. Ama zamanla bundan ne kadar uzaklaştığımızı, o saf duyguları kendi içimizde ne kadar komplike hale getirdiğimizi fark etmek bana hep çok çarpıcı geliyor. Belki de bu yüzden, o yalınlığın ve doğrudanlığın izini hâlâ içimde aramaya devam ediyorum.

Yaşam alanında muhakkak olmasını istediğin şey nedir? Ona karşı hislerin nedir?

MİSLİNA GÖKSEL

Yaşam alanımda muhakkak olsun dediğim şey, bana kendimi hatırlatan küçük izler sanırım. Çok büyük ya da gösterişli şeyler değil; bir köşede duran bir kitap, bir çizim, bir ışık belki küçük bi çocuk. İçeri girdiğimde bana ‘buradasın’ diyen, beni yavaşlatan ve kendi içime döndüren detaylar. Çünkü bir alanı gerçekten yaşanır kılan şeyin, içindeki eşyalarla birlikte, hissettirdiği duygu olduğuna inanıyorum.

İlk kez hayranlık duyduğunu hatırladığın bir anı anlatabilir misin?

MİSLİNA GÖKSEL

Benim küçük bir kardeşim var; serüven aslında komiktir ki onunla başlıyor. Kendisine çocuk kitapları seçmeye başlayıp, o dünyalarda kaybolana dek… İçeriğiyle birlikte asla atlamak istemediğim bir diğer kısım da, içlerindeki birbirinden çılgın, keyifli, yaratıcı ve renkli illüstrasyon tasarımları. Bir duyguyu bir çizimle ya da bir karakterle yansıtabilmek, benim nezdimde gerçekten gıpta edilesi. İşte öyle gide gele; okuyarak, dokunarak gelişen bir hayranlık diyelim.

Hayran olduğun şey seni nasıl değiştirdi?

MİSLİNA GÖKSEL

Kesinlikle… Hayran olduğum şeyler beni sadece izlemekle kalmadı; içlerine girip onlarla yaşadıkça, düşünme ve görme biçimim değişti. Sanat, hikâye ya da bir fikir… Onlara dokundukça kendi sınırlarımı ve algımı fark ettim. Şehir hengamesinde durmayı, bir tasarımı farklı bir açıdan görmeyi öğrenmek gibi… Biraz şiirsel oldu belki ama tam da hissettiğim bu, şöyle de diyebilirim hayran oldum değiştim ve geliştim.

“Bir dönem hayrandım ama şimdi pek değil.” dediğin bir şey var mı?

MİSLİNA GÖKSEL

Aslında pek çok şeye hayrandım; birini seçmek neredeyse imkânsız. Eskiden metalciydim, metal gruplarını araştırır, albümlerini baştan sona dinlerdim. O dönemler hayatımın tamamı o ritim ve seslerle akacak gibi gelirdi. Ah, asilik… Hâlâ çok seviyorum, ama artık müzik zevkimi tek bir yere ait hissetmiyorum; her türden bir hayranlık ve merakla doluyum.

Hayran olduğun şey nasıl bir dünya kurmana yardımcı oluyor? Seni nelerden koruyor?

MİSLİNA GÖKSEL

Hayranlığım sayesinde, küçük bir etkiye, bir sese veya bir tasarıma bile kalbimi açmayı öğrendim. Bazen hayranlık, bizi kendimize en hızlı döndüren yol oluyor. Daha nice hayran olunası duygulara..


SANA HAYRANIM #10 | YALÇIN PEMBECİOĞLU

SANA HAYRANIM #9 | EYLÜL EZİK

SANA HAYRANIM #8 | EDA EMİRDAĞ

SANA HAYRANIM #7 | SEDA ERCİYES

SANA HAYRANIM #6 | LARA LAKAY

SANA HAYRANIM #5 | ELİF BEREKETLİ

SANA HAYRANIM #4 | KÜBRA SU YILDIRIM

SANA HAYRANIM #3 | ORÇUN ONAT DEMİRÖZ

SANA HAYRANIM #2 | DİLARA ŞAHİN

SANA HAYRANIM #1 | AYLİN KUTKU

SHE PAST AWAY & MÖRÇ: GÖLGEDE DANS

0027

Duyuru


Gece uzar, gölgeler konuşur. She Past Away & Mörç iş birliğiyle hazırlanan Gölgede Dans koleksiyonu, karanlık melodilerin etrafında kurulan gece atmosferini mörçlere taşıdı. Post-punk gitarlar, analog synth katmanları, Türkçe sözlerin melankolisi ve kulüp kültürünün loş ritmi; koleksiyonun görsel hafızasını belirledi.

she_past_away_mörç_gölgede_dans_koleksiyon_2
She Past Away

Yeni bir sanatçı evreni


Gölgede Dans, Mörç Studio’nun dördüncü sanatçı koleksiyonu. İstanbul’un karmaşık duygularından doğan Hey! Douglas işbirlikli İstanbul Çorbası, Kalben’in el yazısı ve iç dünyasıyla şekillenen Kalp Kalbe, Melike Şahin’in son albüm evreninden beslenen AKKOR koleksiyonlarının ardından She Past Away ile yepyeni bir müzikal alana giriş yaptık. Mörç Studio, her sanatçı iş birliğinde o sanatçının sesini, estetiğini ve topluluğuyla kurduğu bağı özgün bir konsept ve tasarım diline dönüştürüyor.

Karanlık ritmin görsel hafızası

She Past Away’in dünyasında gece, güçlü bir ruh hâli olarak beliriyor. Loş ışıkların altında toplanan bedenler, dumanlı zeminler, sabaha uzayan danslar ve karanlık ritimler bu evrenin parçaları. Koleksiyonun deforme tipografileri, kırılmış yüzeyleri, kırmızıyla kesilen siyah alanları ve siluet hissi; bu atmosferi tişört, çanta, fular, pin, patch ve aksesuarlar üzerinde görünür kıldı.

Yeni bir temas alanı

Mörç Studio için merch, sanatçı ve sevenleri arasında yaşayan bir temas alanı yaratır. Gölgede Dans da She Past Away’in kültleşmiş karanlık estetiğini, dinleyicinin gündelik hayatında taşıyabileceği bir hafıza nesnesine çevirdi. Koleksiyon, konser anısının ötesine geçen; gece kültürüne, aidiyete ve müziğin etrafında oluşan ortak gölgeye temas eden bir Mörç evreni kurdu.

SHE PAST AWAY & MÖRÇ | GÖLGEDE DANS KOLEKSİYONU
She Past Away
She Past Away, Gölgede Dans Çanta
she_past_away_web_site_gorseller_tişört_gölge_portre_1
She Past Away, Gölge Portre Tişört

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz