AKKOR KOLEKSİYONUNUN KIŞLIKLARI GELDİ. ŞİMDİ KEŞFET.

MÜZİK, GÖRSELLİK VE BİR OTOYOL HİKÂYESİ: OK COMPUTER’IN SIRLARLA DOLU EVRENİ

0017

Hikaye

Müzik, her zaman sadece duyduklarımızdan ibaret olmadı. Albüm kapakları, posterler, plak tasarımları ve hatta tişörtler; seslerin somutlaşan hâlleri olarak bizi sanatçıların yarattığı evrenin daha derinlerine çeker. Radiohead’in ikonik albümü “OK Computer” bu gerçeğin en güçlü örneklerinden biri. 28 yaşını dolduran albümün görsel evreninde otoyol rüzgarını içimize çekerek bir tur attık.

Beyazın içindeki belirsizlik: Donwood’un görsel felsefesi

1997 yılında yayınlanan “OK Computer”, müzikal anlamda bir devrim yaratmanın yanında görsel kimliğiyle de albüm kapaklarının ne kadar önemli olduğunu yeniden hatırlattı. Stanley Donwood’un Thom Yorke ile birlikte tasarladığı bu kapak, ilk bakışta kaotik ve belirsiz görünür. Ancak bu belirsizliğin ardında bilinçli ve derin bir anlam dünyası mevcut.

OK Computer’ın 20. yılında çıkan OKNOTOK isimli özel box set’i
OK Computer’ın 20. yılında çıkan OKNOTOK isimli özel box set’i

Hartford’tan kozmosa: Bir hayranın dedektifliği

Örneğin, Sex Pistols’ın amiral gemiliğini yaptığı punk rock; soylu statüleri, temel ve muhafazakar aile değerlerini, sözümona ahlaklı bir yaşamın değerlerini reddetti. Öte yandan punk rock, müziğin ötesine geçen duruşunu mohawk saç stillerinde, siyah deri ceketlerde, spike (çivili) bilekliklerde, dudaklarına çengelli iğne geçirilmiş Kraliçe Elizabeth tişörtlerinde ve daha birçok stil, aksesuar ve merch’te somutlaştırdı. Şarkıların ve albümlerin ses manzaralarından sokağa; günlük yaşama, gardroplara ve vücutlara taşan müzik, sığınılan ve ait olunan çatı bir kimliğin temsiliydi. Müzik, normlarla kavgalı ve günün beyaz Britanyalı değerlerine yabancılaşmış bir neslin özgürlüğe kaçış bileti olarak stüdyonun sterilliğinden hayatın karmaşasına ve renkliliğine aktı.

Amerika’nın Connecticut eyaletindeki Hartford şehrinde bulunan bir kavşağı gören Hilton Oteli’nin penceresinden bir fotoğraf

Bu kapak görselinin bulunmasıyla müziğin ve tasarımın etkileşim gücü bir kez daha gözler önüne serildi. İnsanlar, sevdikleri albümlerin dünyasına daha derinlemesine girmek ister. Çünkü bir albüm, sadece şarkılardan ibaret değildir; sanatçının zihin dünyasına açılan bir kapıdır. Radiohead, bu kapıyı müzik ve görsel sanatın kusursuz birleşimiyle sonuna kadar açtı.

Radiohead - OK Computer cover
Radiohead – OK Computer albümünün kapağı

Görselin simgesel yükü ve gücü

Thom Yorke ve Stanley Donwood, kapağı tasarlarken belirsizliği, bulanıklığı ve kaosu özellikle tercih etmişti. Hayatın öngörülemezliği, kaderin kaçınılmaz müdahalesi ve modern dünyanın birey üzerinde yarattığı yabancılaşma hissi, bu soyutlaştırılmış otoyolda görselleşti. Kapakta bulunan “Lost Child” afişi ve bulanık harfler, albümün derinliklerinde anlatılan hikâyelerin ipuçlarına sahip.

Pink Floyd’a açılan arka kapı

Hikâye bununla sınırlı değil. Albüm kapağı, Pink Floyd gibi kült grupların ikonik görsellerine de atıflar mevcut. Kapaktaki iki erkek silüeti, Pink Floyd’un “Wish You Were Here” albümündeki iş insanlarını çağrıştırırken domuz figürü de “Animals” albümündeki efsanevi Algie’ye bir işaret olabilir. Bu bağlantılar, dinleyicileri albümler arası görsel ve kavramsal yolculuğa bir davet aynı zamanda.

OKNOTOK box set’i hazırlanmış bir tanıtım içeriği

Fiziksel bir yer, kolektif bir hafıza

“OK Computer” albümünün görsel dünyasının bu denli detaylı ve derinlikli olması, onu sadece müzik olarak tüketmenin ötesine taşıdı. “OK Computer” kapağındaki yol, yıllar içinde gerçek bir yolculuğa dönüştü; hayranları için fiziksel bir ziyaret noktası, ortak bir hikâye, kolektif bir hafıza yarattı.

OK Computer albümünün kitapçığından taratılmış tasarım detayları
Albümün tasarım evreninden detaylar

Müziğin gücü tam da burada saklı. Sesleri görsellere, duyguları nesnelere, hikâyeleri ortak anılara dönüştürdü. “OK Computer”ın kapağı, tüm bu katmanları içinde barındıran bir sanat eseri olarak bugün hâlâ bizi keşfetmeye ve anlamaya davet ediyor. Ne büyüleyici ama…

Müzik, tasarım ve moda üçgeninde daha fazla içerik okumak istersen M-Mag‘e bekleriz.

2 TONE PLAK ŞİRKETİ BİR MODA AKIMINA NASIL YÖN VERDİ?

0014

Hikaye

Coventry sokaklarından yükselen 2 Tone akımı, plak şirketinin logosundan gençlerin gardırobuna uzanan ilham dolu hikâyeye sahip.

Britain’s Two Tone Subcultural Movement’s impact on Global Style

1970’li yılların Britanya’sı, yeni müzikal akımların birbiri ardınca ortaya çıktığı bir yıldı. Punk rock’tan gothic rock’a, synth pop’tan reggae, dub ve ska’ya birbirinden farklı birçok janr, ülkeyi yeni ve sıra dışı müziklerin ilham dolu örnekleriyle doldurmuştu. Bu müzikal zenginliğin ortasından yükselen birçok ses otoriteye ve geleneğin dayatmacılığına karşı âdeta müzikal bir cephe oluştururken, müziğin statükoyla restleşen tavrı kendini politik bir güce de dönüştürmüştü.

Örneğin, Sex Pistols’ın amiral gemiliğini yaptığı punk rock; soylu statüleri, temel ve muhafazakar aile değerlerini, sözümona ahlaklı bir yaşamın değerlerini reddetti. Öte yandan punk rock, müziğin ötesine geçen duruşunu mohawk saç stillerinde, siyah deri ceketlerde, spike (çivili) bilekliklerde, dudaklarına çengelli iğne geçirilmiş Kraliçe Elizabeth tişörtlerinde ve daha birçok stil, aksesuar ve merch’te somutlaştırdı. Şarkıların ve albümlerin ses manzaralarından sokağa; günlük yaşama, gardroplara ve vücutlara taşan müzik, sığınılan ve ait olunan çatı bir kimliğin temsiliydi. Müzik, normlarla kavgalı ve günün beyaz Britanyalı değerlerine yabancılaşmış bir neslin özgürlüğe kaçış bileti olarak stüdyonun sterilliğinden hayatın karmaşasına ve renkliliğine aktı.

“God Save the Queen” tişörtü
“God Save the Queen” tişörtü, 1977. Pamuk, metal. New York: Metropolitan Sanat Müzesi, 2018. Kaynak: The Met.

“Britanya’nın Detroit’i”: 70’li Yıllarda Coventry

İşte böyle bir Britanya zamanı ve hâli içinde, punk rock’la dirsek temasına giren, ancak esinleri ve üretimleri ondan farklılaşan yeni bir müzikal akım, karşı bir kültür anlayışı, tasarım çizgisi ve sokağın içinden bir moda dalgasının adım sesleri duyulmaya başlandı. Bu seslerin en çok yankılandığı yer ise “Britanya’nın Detroit’i” olarak anılan Coventry’di. 1940’lı yıllardan başlayarak Karayipli siyahların yaklaşık 30 yıl boyunca göç ettiği Coventry, Britanya’nın araba üretim fabrikasıydı. HMT Empire Windrush gemisiyle başlayan göç akını, Coventry’yi bir endüstriyel merkeze dönüştürürken, aynı zamanda Windrush jenerasyonun da doğumunu müjdeledi. Karayipli göçmenlerin çocuklarını anlatmak için kullanılan Windrush tabiri, siyahlarla beyazların bir arada yetiştiği çokkültürlü bir yer ve zamanı da temsil etti.

Öte taraftan, ırklar ve kültürlerarasılığının getirdiği bir çatışma ve gerginlik ihtimali olduğu kadar, engin bir yaratıcı potansiyel de vardı. Siyahların Karayip adalarından getirdikleri çok boyutlu kültürleri müzikten modaya genişliyor ve beyaz Britanyalıların ev yapımı kültürleriyle etkileşime giriyordu. Bu etkileşim sayesinde Coventry, adım sesleri 1940’lı yılların sonunda HMT Empire Windrush’ın demir atmasıyla duyulmaya başlanan yeni bir füzyonun da tohumlarını attı.

Fred Perry tişörtleri
Fred Perry tişörtleri

2 Tone Müziği, Logoda “Walt Jabsco” ve Fred Perry Tişörtleri

Siyah Britanyalılarla beyaz Britanyalıların yan yanalığından ve kültürel alışverişinden esinle açılan 2 Tone plak şirketi, yoldaşlığından gücünden ve yaratıcı ufuklarından beslendi. The Specials’ın kurucu üyelerinden Jerry Dammers’ın siyasi duruşunun ve müzikal vizyonunun açılımı olan 2 Tone, hem adıyla hem de görsel ve müzikal estetiğiyle Karayipler’den Britanya’ya uzayan bir köprüydü. Ülkenin ırklararası kutuplaşmalarına ve artan aşırı sağ örgütlenmeleri karşısında Coventry’inin siyah tonlarıyla beyaz tonlarını kenetlendiren plak şirketi, bunu Karayip kültürünün müzik ve sokak modasını özgün bir “Britanya karışımına” dönüştürerek gerçekleştirdi.

Jamaika menşeili reggae, dub ve ska gibi janrlar, 2 Tone’nun hibrit müzikal formülünün Atlantik ötesinden alınmış malzemeleriydi. Bu formülde, özellikle yüksek temposu ve poliritmik ses manzaralarıyla ska müziği, punk rock’ın patlayıcı enerjisi ve muhalif tavrıyla buluştu. 2 Tone Ska olarak bilinen bu yeni müzik punk rock’a bakır üflemelileri, İngiltere’ye de Karayipler’in sokak kültürünü transfer etti.

The Selecter grubundan Pauline Black.
The Selecter grubundan Pauline Black.
rude boy’lar
rude boy’lar
The Specials grubundan Terry Hall
The Specials grubundan Terry Hall

Öte taraftan, Jamaika ile Britanya sokaklarının çeperlerinden serpilerek anaakıma taşınan 2 Tone Ska müziği, bu sosyokültürel etkileşimin yalnızca bir ayağıydı. Zira 2 Tone, yarattığı müzik füzyonunu görsel kimliklerinin ve giyim-kuşamlarının da bir parçası yaptı. Örneğin, plak şirketinin siyah renklerle beyaz renklerin iç içe geçtiği damalı logosunun Walt Jabsco adlı uydurma karakteri, Jamaika’nın rude boy modasından esinle yaratıldı. Tonik takım elbisesi, domuz turtası şapkası ve kalem kravatıyla tepeden tırnağa bir rude boy olan Walt Jabsco, Jerry Dammers ve arkadaşlarının aktivist çizgisinin ve ilham kaynaklarının başlı başına bir göstergesi oldu.

2tone-interiors-@garryjonesphotography-119.jpg
Orijinal 2 Tone grup tişörtleri
2tone-interiors-@garryjonesphotography-85.jpg
Herbert Art Gallery & Museum’daki 2 Tone sergisinden görseller.
Cov_Selecter_Kid_©-Toni-Tye.jpg
Elinde Selecter albümü tutan bir çocuk, Coventry, Birleşik Krallık, 1980

2 Tone’nun ska formülü, plak şirketinin tasarımından müzisyenlerinin ve hayranlarının sahiplendiği ve bir üniforma gibi kuşandığı kıyafetlerde de karşılık buldu. Rude boy stiliyle Britanya’nın mod stilinin birlikteliğinden doğan 2 Tone Ska giyimi; jilet takımları, Fred Perry tişörtleri, çengelli rozetleri, domuz turtası ve trilby şapkalarıyla alternatif bir sokak modasının da fitilini ateşledi. Karayip adalarından başlayarak Coventry sokaklarına genişleyen alternatif kültürler, müziğin rehberliğinde çizgilere ve kumaşlara döküldü. 2 Tone ve Coventry’in öncülüğünde Windrush jenerasyonu, mirası ebedi bir uluslararası akıma dönüştü.

Selector-gig_©-Toni-Tye.jpg
Selecter konseri
Body_Snatchers_©-Toni-Tye.jpg
Body Snatchers grubu
2tone-interiors-@garryjonesphotography-121.jpg
2 Tone pinleri

Müziğin, tasarımın ve modanın dahil olduğu bu kuşatıcı alan; ötelenmiş, hor görülmüş, haklarından ve geleceklerinden yoksunlaştırılmış genç siyah ve beyazların ait oldukları ve ait hissettiklerini ifade ettikleri bir yer oldu. Ve hâlâ öyle yaşamaya ve yaşamlara dahil olmaya devam ediyor.

Müzik, tasarım ve modanın kesişimindeki yazıların yer aldığı M-Mag’deki diğer yazıları buradan okuyabilirsin.